Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
“Necmettin Erbakan’ın Adil Düzen’de para konusundaki görüşlerini şöyle açıklamaktadır (Erbakan, 2011).
Adil Düzen’de “Para = maldır. Bunun manası şudur; İnsanlar ne değerde mal üretip bunu toplumun yararlanmasına sunmuşsa, onun karşılığında da, ona eşdeğer tüketim hakkı olduğunu gösteren senedini almıştır. Bu yüzden başkalarının yararlanmasına arz edilen mal ne kadarsa vatandaşların cebinde de ona eşdeğer tüketim hakkı senedi yani para bulunmaktadır. Bu yüzden arz edilen malların toplam değeri ne kadarsa vatandaşların cebindeki tüketim hakkını gösteren senetlerin toplamı yani para da o kadardır. Diğer bir ifade ile para = maldır.
Bu yönü ile Adil Düzen, Akevler Kooperatifi’nin teorik çerçevesini çizip idealize ettiği para senetleri ile oldukça benzeşmektedir. Özü itibari ile bu düşünce bu kooperatifin toplantılarının ikliminde olgunlaştırılmıştır. Siyasi alanda Turgut Özal kooperatif kurucuları ile Aydınlar Ocağı toplantılarında tanıştığını belirtmektedir. Bu nedenle ANAP’ın kuruluş sürecinde bir organik ilişki söz konusu olmuş olabilir. Darbe sonrası Türkiye’sinde kooperatif faaliyetlerinin yayıncılıktan ticari faaliyetlere pek çok alana yayıldığını görmekteyiz. 1980 sonrası muhafazakâr kesimden pek çok kişi siyasi alanda merkez sağ partilere meyletse de 1990’ların başından itibaren gerek siyasi yasakların kalkması ve gerekse yerel yönetim seçimlerindeki başarılar merkez sağ partilerin erimesi pahasına RP ve izleyen isimli Necmettin Erbakan partilerinin oyunu artmasını sağlamıştır.
1994 yılındaki yerel seçimlerde popülaritesi artan Adil Düzen söylemi özellikle hükümet politikalarından etkilenen düşük gelir katmanlarında oldukça yüksek karşılık bulmuştur. 1993 ve sonrasındaki yüksek enflasyon sarmalı sabit gelirlilerin refah seviyesini oldukça fazla düşürmüş ve alternatif söylemlere itibar etmelerini sağlamıştır.
Böylelikle 1980 öncesi %10’a varmayan oy oranındaki siyasal İslamcı hareket oy oranını ciddi anlamda arttırabilmiştir.
Akevler Kooperatifi toplantılarında tartışılan faizsiz bankacılık sistemi Turgut Özal döneminde kanuni olarak kabul edilse de katılım bankacılığı adı altında AK Parti döneminde mali piyasalarda yer bulmuştur. 2002 sonrası ise AK Parti döneminde kurucu kadro içinde kooperatif ortaklarından Arif Ersoy, Şükrü Karatepe gibi bazı isimlerin bulunduğunu görmekteyiz. Abdullah Gül ise dayısı münasebeti ile kooperatif çalışmaları ile organik bağını muhafaza etmiş görünmektedir.
Adil Ekonomik Düzen devlet işletmeciliği ve kamu girişimciliğine dezavantajlı ve düşük gelirli grupları korumak ve millî sanayinin gelişmesi için gereksinim olduğunu savunmuştur. Bu nedenle KİT’lerin özelleştirilmesine bu ekonomik modelde sıcak bakılmamış ve Necmettin Erbakan KİT’lerin özellikle yabancı sermayeye satılmasına itibar etmemiştir.
Bu konuda Millî Görüş çekirdeğinden çıkan ve ayrılan AK Parti kadroları oldukça farklı bir ekonomi politikası izlemektedirler. Kamu İktisadi İşletmeleri (KİT’ler) verimsiz ve önemsiz kabul edilerek süratle özelleştirilmiş ve burada yerli ve yabancı sermaye ayrımı yapılmamıştır. Küresel finansal sistemle ilişkiler çok sağlam tutulmuş ve Batı ülkelerinden kısa vadeli sermaye girişi yüksek getirinin verdiği avantaj ile devam etmiştir. Hizmetler sektörü, sanayi sektörüne nazaran GSMH’den aldığı payı artırmış ve bu durum sınai katma değer yaratımını sınırlandırarak işsizlik oranında yükselmeye yol açmıştır. Hizmetler sektörü inşaat ve AVM yatırımları ile gelebileceği sınıra gelmiş bulunmaktadır.
Akevler Kooperatifi 2000 yılında aynı düşünce altyapısını korumayı amaçlayarak İstanbul’da kurulmuştur (2 adet Akevler İstanbul Kooperatifi Ocak 2000’de bizzat tarafımdan resmen kurulmuştur. RNE). Millî Görüş çekirdek kadrosunu içinde barındıran bu grup halen benzer ideolojik tartışma ve çalışmalara devam etmektedir. Bununla birlikte kooperatif ile kurucu ideolojisini oluşturduğu AK Parti arasındaki ilişkiler oldukça mesafeli görünmektedir.”
(DEVAMI VAR.)