Bugün Müslümanlar olarak toplumsal bir kaos yaşıyoruz. Bu kaosu aşıp çağa müdahale edecek bir sistemsel kurguyu tesis etmemiz gerekiyor. Bunun için çağı ve çağın hâkim değerlerini iyi tanımamız gerekir. Fakat çağı tanımak başlı başına yeterli bir bilgiyi ifade etmez. Aynı zamanda tüm çağlara ışık tutan Efendimizin (S.A.V.) hayatını da bu gereklilikle anlamamız şarttır. Dünyadaki savaşlara, zulümlere, açlıktan ölen insanlara baktığımız zaman mevcut paradigmanın iflas ettiğini görüyoruz. Bunun için yeni bir söz söylemeye ve yeni bir terazi kullanmaya ihtiyacımız var. İşte bu yeni sistemi inşa etmek için gerekli olan veriyi Efendimizin (S.A.V.) örnekliğinde bulabiliriz.
Bu amaçla Efendimizin (S.A.V.) hayatına baktığımızda dört aşamalı bir tekâmül sürecini görüyoruz. Bu süreçler; onarıcı eylem, ayırıcı kimlik, kurucu sözleşme ve inşa edici hukuktur.
Onarıcı eylem, bozuk sistemin içerisinde sistemden kaynaklı arızaları en aza indirmeye dönük eylemler bütünüdür. Efendimizin (S.A.V.) hayatında görülen en güzel örneği HılfulFudul’dür. Bu örgütlenme Mekke’deki oligarşinin haksızlıklarına karşı, yine bu sistemin içinden insanlarla birlikte mücadele etmek için oluşturulmuştur. Efendimizin (S.A.V.) içinde bulunmaktan gurur duyduğu bu eylemsel birliktelik yeni bir sistemin mücadelesini vermez. Sadece sistemin mazlumlar lehine olan haksızlıklarını gidermeyi amaçlar. Fakat bu ilkeli duruşa sahip olmak bir sonraki sürecin zeminini oluşturur.
Ayırıcı kimlik, içinde bulunulan toplumsal yapıdan ayrılarak yeni bir kimlikle var olma sürecidir. Efendimizin (S.A.V.) Mekke dönemi böyle bir kimliği var edebilme mücadelesidir. Bu süreçle birlikte şirk ve ayrımcılık üzerine kurulu toplumsal yapıya karşı, tevhit ve adalet merkezli yeni bir kimliğin ortaya çıkışı sağlanmıştır. Mekke dönemi, müşrik oligarşinin bu yeni kimlik iddiasını sindirme girişimlerine rağmen tevhit ve adaletin içselleştirilme dönemidir. Yeni kimliğin ayırıcı vasfı Mekke dönemiyle netleşmiştir. Bundan sonrası için toplumsal anlamda bu kimliğin ifade edilebilmesi gerekmektedir.
Kurucu sözleşme, kimlik olarak aidiyetinin sonlandırıldığı toplumsal yapı dışında yeni bir toplumsal yapı kurmaya dönük bir sözleşmedir. Medine Sözleşmesi, zihin ve mekân olarak Mekke’den kopan Efendimizin (S.A.V.) Medine’de farklı kimliklerin tümünü kapsayacak şekilde icra ettiği güven ve adaleti merkeze alan bir sözleşmedir. Bu sözleşme yeni bir toplumsal yapının kurucu sözleşmesidir. Bu sözleşmeye bağlı kalan herkes bu toplumsal yapının asıl unsuru olmuşlardır. Günümüzde de yeni bir dünya iddiasının mutlaka kurucu bir sözleşmeye ihtiyacı olduğunu unutmamak gerekir.
İnşa edici hukuk, Medine Sözleşmesi’yle ortaya çıkan yeni yapının toplumsal ahengi sağlayacak kaideleridir. Merkezinde hak ve adaletin olduğu, eşitliği ve hürriyeti esas alan hukuk sistemi, Medine Sözleşmesi’yle tesis edilen yapının devamlılığını sağlamıştır. Ana ilkeler, Efendimizin (S.A.V.) risaletiyle belirlense de uzun süreli ve toplumsal hareketliliği gözeten bir süreçtir.
Yeni bir dünya kurma iddiasını taşıyorsak, insanlığı atıldığı bu zindandan kurtarabilecek şifreleri bu dört aşamalı süreçte aramamız gerekir. İlkeli duruş ferdin insani kıvamını gösterir. Bu kıvamın beslenmesiyle oluşan kimlikler toplumsal bir akitle örgütlü birlikteliği sağlarlar. Hukukun egemen olduğu bir yapıyla da sistem bütünüyle inşa edilmiş olur.