Adaylar Açık Oturuma Çıkar mı?

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm;

SEÇİMLER, iktidarların icraatlarının hesabını verdiği; muhalefetin ise, fikir, çözüm ve projelerini halkla paylaştıkları önemli dönemlerdir. Kitle iletişim araçlarının evlere kadar girdiği bir zaman diliminde, bu çalışma en geniş anlamda televizyonlar aracılığıyla gerçekleşiyor. Bu amaçla, halkın sağlıklı ve doğru karar verebilmesi için, 2 büyük ittifakın cumhurbaşkanı adaylarının program ve projeleri TV’lerde mutlaka tartışılması gereklidir.

Niçin diyeceksiniz? Gelişmiş ülkelerde bu işin usulü budur. Özellikle seçilmeye en yakın 2 lider TV’de birlikte açık oturuma çıkar. Sunucu, halk adına liderlere sorular yöneltir; halk onları daha yakından tanır; kararını gönül rahatlığıyla verir.

Siyasi söylemler öylesine kirletildi ki; adeta at iziyle it izi birbirine karıştı. Göz gözü görmüyor. Yalanlar, iftiralar, hakaretler, sahte hesaplar, partilerin haberi olmadan basılan korsan seçim bildirileri… Doğru olanı ayırt edebilmek öylesine zorlaştı ki! İsabetli karar verebilmek seçmenin araştırma ve ferasetine bırakılmış durumda!

Adil bir tanıtma faaliyeti yapılmıyor. İktidar partisi 21 yıldır icraatın içinde! O kadar yanlışlık yapıldı ki!.. Hükümet, devlet imkânlarını babasının çiftliği gibi kullanıyor. Bunların hesabını vermeden mi seçimlere gidilecek? İktidar, seçtiği TV’lerde, belirlediği gazetecilere arzu ettiği çanak soruları sordurup dilediği şekilde cevap vererek işi geçiştirmeye çalışıyor. Fakat “yüzyılın seçimi” olarak nitelenen bir olay basitçe geçiştirilebilir mi?

HESAP VERMEDEN NEREYE?

HÜKÜMET, yanlışlarını örtmek, hesap vermekten kaçmak için dikkatleri başka noktalara çekip onlar üzerinden tartışma açarak gündemi meşgul etmeye çalışıyor. İktidar yakınmaz; icraat yapar. Senelerdir içeride terörist ve hainler olduğundan yakınıyor; söyledikleri doğruysa, onları bulup adalete teslim etmeme suçunu işliyorlar. Halkı itibarsızlaştırma suçunun hesabı sorulmayacak mı?

AKP Genel Başkanı defalarca Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Eşbaşkanı olduğunu söyledi. Bu ülkenin yöneticisi, ABD gibi Türkiye ve İslâm dünyasına diş bileyen bir ülkenin planına destek verir mi? Bu, Türkiye’nin bekasını tehlikeye atma suçu değil midir? Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanı’na, “Aptal olma” dediğini duymadık mı? Bunun hesabını kim verecek?

ABD istemiyor diye Suriye ile 11 yıldır üst düzey diplomasiyi bıraktık. Amerika, Suriye’de terör odaklarına dilediği gibi talimat verip onları eğitiyor. Bu olay burnumuzun dibinde yaşanıyor. ABD’ye karşı teslimiyetçi bir politika izlemek Türkiye’nin bekasına zarar vermez mi? Suriye ilgisizliğine karşı, İsrail’le normalleşmeye girişmenin hesabını ne zaman verecekler?

Hükümet 21 yıl sonra kesenin ağzını açtı. Önceden gramla verdikleri zamları, kaybedeceklerini anlayınca zirveye çıkardı. Vaatler havalarda uçuşuyor. 500 milyar dolar dış borcumuz var; ama üretim ve Türkiye’nin imkânlarını seferber edecek kaynak paketleri yok. Böylesine borçlanmanın hesabı sorulmayacak mı?

AKP dönemi israf, yolsuzluk ve israfla anıldı. Devlet ihaleleri hep 5 firmaya verildi. 10-13 maaşlı oldukları konuşulan bürokratların hesabı verilmeyecek mi?

BU NASIL SEÇİM?

BAZEN, “başkanlık sistemi” Türkiye’ye zarar vermek için mi getirildi, diye düşünmeden edemiyoruz. Tek adamlık ve otokrasiye yönelten sistemin seçim şekli, hükümet olabilmek için yüzde 50+1 oy alma zorunluluğunu getirdi. Türkiye’nin bir yarısı, diğer yarısına düşman edilmeye başladı. Saadet Partisi bu konuda toplumu uyardı. Önde gelen siyasi partilerin birbirine karşı söyledikleri yalancı, şerefsiz benzeri sözler halkta karşılık bulsaydı, Türkiye iç çatışmaya sürüklenecekti.

Saadet Partisi’nin ayrıştırmaya, kutuplaştırmaya prim vermeyen kararlı tutumu kaos ortamına sürüklenmeyi engelledi. Sevgi, kardeşlik söylemini benimseyen diğer 5 partiyle Millet İttifakı’nı oluşturdu. Bu yakınlaşma 11 yıl öncesine dayanıyor. Son 1.5 senedir genel başkanlar düzeyinde yapılan toplantılarda yol haritası çizildi; ortak konular belirlendi; Ortak Mutabakat Metni hazırlandı; hükümet olunca, sistemin yürütülme şekli kararlaştırıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu yalnız CHP’nin değil; Millet İttifakı’nın ortak adayıdır. Diğer 5 partinin genel başkanları da, cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görev yapacaklar. Bütün bunlar 6 genel başkanın imzaları ile kayıt altına alındı; kamuoyuna duyuruldu. Millet İttifakı’nın paydaşları, millet adına Türkiye’yi birlikte yönetecekler.

Allah’ın yardımı, Temel Karamollaoğlu ve ittifakın ferasetiyle iş bugünkü noktaya geldi. Uyum ve uzlaşmayı başardılar. Artık, millete hesap vermekten kaçan kibirli anlayış sona erecek; ortak akıl egemen olacaktır. Akraba, partili, eş dost, ahbap çavuş iktidarı; yerini millî iradenin temsilcisi Millet İttifakı’na bırakacaktır. Kavga değil, barış; yani Türkiye kazanacaktır.