Adam gibi adam olmak için okumak lazım

Abone Ol

Adam görünüşte “adama” benziyor. Ünvanı var, etiketi var, şanı var, şöhreti var, parası var, pulu var. Ama kalkmış şöyle diyor: “Ben hiç kitap okumadım!” Şimdi bunu diyene ne dersiniz Benim ölçülerime göre, kitap okumayan adam, adam değildir.

Bir yerde sohbetin ardından kitaplarımı imzalıyordum. Oradakilerden biri sordu: “Bu kitapları okuyunca ne olacak ” Ben de kendisine, “Adam olacağız!” cevabını verdim. İnsan okumazsa, kendini geliştiremez. Ham vaziyette kalır. Tabir caizse “yontulmamış odun” olur. Rabbimizin ilk emrinin “Oku!” oluşunun sırrını düşünelim.

Rabbimiz, kendisini tanımamız için şu muhteşem kâinat kitabını yaratmış. Gökyüzüne bakınız, milyarlarca galaksi var. Her galakside milyarlarca yıldız var. Bu gökyüzünün yalnızca bir tabakasıdır. Her birinde muhteşem varlıklar olan yedi tabaka daha var. Kâinat kitabının yeryüzü sahifesine, denizler ve nehirler satırlarına, hayvanlar ve bitkiler paragraflarına bakınız. Bu muhteşem eserde neler yazılı Bu muhteşem kitapta yazılı olanları anlayabilmemiz için bu kâinat kitabının en mükemmel tefsiri olan Kur’an-ı Azimüşşân’ı okumamız lazım. Sonra “Başöğretmen”e, “Yâvar-i Ekrem”e, “Kâinatın Efendisine”, yani Sevgili Peygamberimize (Aleyhisselâtü Vesselâm) kulak vermemiz lazım. Bunun için de hadis-i şerifleri, hadisler üzerine yapılmış şerhleri okumamız lazım.

Rabbimiz (C.C.), kâinat kitabını, Hakîm isminin tecellisiyle hikmetle yazmış, tanzim etmiş. Hâkim ismiyle kanun koymuş. Bütün mevcudat bu İlâhî nizam çerçevesinde hareket etmekte, her bir zerre, her bir hücre, her bir alyuvar, her bir akyuvar, her bir azot tanesi, her bir karbon tanesi, her bir hidrojen tanesi, her bir oksijen zerresi muntazaman hareket etmekte. Kanun koyucunun kanunlarına harfiyen itaat etmekte. Yani her bir mevcut “haddini” bilmekte. Haddini aşmamakta, vazife hudutlarından taşmamakta. Onlar başka bir âlemde okumuşlar, tahsil görmüşler. Arı taifesi de öyle, ipek böceği de öyle, koyunlar da öyle… Onlara ümmî diyemeyiz. Hele cahil hiç diyemeyiz…

Biz insanların, adı üstünde “insan” vaziyetine gelmesi için, yani olgunlaşıp “adam” olması için Rabbini hakkıyla tanıması lazım. Cenab-ı Hak insanların insan olması için, hayvan derekesine düşmemesi için, ef’al-i ihtiyariyelerini tanzim eden kanunlar koymuş. İnsanları başıboş bırakmamış. İnsanların bu dünyada huzurlu yaşaması için hükümlerinin nasıl uygulanacağını da bildirmiş. Evvela peygamberlerini, sonra peygamber yolunu takip eden salih ve müdebbir kimseleri “çoban” tayin etmiş. Böyle bir mekanizmadan haberdar olmak için elbette çok iyi okumuş olmak lazım. Kim ne derse desin, okumadan adam olunmaz.

Bir eve gitmiştik. Mükemmel restore ettirilmiş. Duvarların boyasından, perdelerin göz alıcılığına, insanın içinde kaybolduğu koltuk takımından yemek masasına, gümüşlüklerden, lüks yemek takımlarına kadar her şey dört dörtlüktü. Gerçekten muhteşemdi. Ama koca salonda bir kütüphane yoktu. Ev sahibine bunu sordum. Kem küm etti. Kitaba değer vermeyenin benim yanımda değeri yoktur. Böylesi adamları görünce, bir tanıdıkların yaşadıkları hâdise aklıma gelir: Yakinen tanıdığım üç kafadar arkadaş bir kebapçı dükkânına gitmişler. Kebapçıya, “Amca sizce biz kaçar dürüm yeriz ” demişler. “İki dürüm, en fazla üç dürüm!” demiş. “Üç dürümden fazla yersek…” Kebapçı, “Fazlası benden!” demiş. Dürümler gelmiş. Bir, iki, üç… derken dört, beş ve altı… Üç arkadaşın her biri altışar dürüm yemiş. Kalkıp giderlerken, “Nasıl amca. Hani biz üç dürümden fazla yiyemezdik!” demişler. Kebapçı şöyle demiş: “Yavrum ben sizi adam sandım. Meğerse siz hayvanmışsınız!..”

Günümüzde, “ben hiç kitap okumadım!” diyen adamlara da o kebapçının dediğinden denilse, alınırlar mı acaba