Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Bir toplum, Allah’ın insanoğluna bir ikramı olan Kur’an’dan ve bu kitabı okuyan ve öğreten rahmet peygamberinden yüz çevirirse, bu nankörlük toplumu bunalıma ve yok olmaya sürükler. Türkiye, haftalardır çok vahim iddialarla, suçlamalarla ve skandallarla sallanıyor. Bunun sebepleri üzerinde, aklını vahyin emrine vermiş herkesin ciddiyetle durması gerekir.
Toplumda bir ahlâk bunalımı yaşanıyor. Bu bunalım; ekonomiden adalete, eğitimden dış politikaya her şeyi etkilemektedir. Karşı karşıya kaldığımız bu tıkanmışlıktan ve tükenmişlikten kurtulmanın tek yolu, her alanda bir zihniyet değişikliğine gitmektir. Burada tercih edilecek doğru zihniyet; hakkı, hukuku ve haklılığı üstün tutan Milli Görüş zihniyetidir. TÜİK’e göre Türkiye ekonomisi ilk çeyrekte %7 büyümüş. Bu büyümenin yansımalarına baktığımızda 2020 yılında, 99 bin 588 dükkân ve 40 bin 735 şirket kapanmış. İcra dairelerindeki dosyaların sayısı 23 milyona ulaşmış. Günde 24 bin 650 yeni icra-iflas dosyası açılıyormuş… Dolar 8.50, Euro 10.40, gram altın ise 520 lira olmuş. İşsizlik zirve yapmış, ülkede her dört gençten birisi işsiz ama Türkiye ekonomisi büyüyormuş… Soru şu; bu ekonomi, bu şartlarda nasıl ve kim için büyüyor? Vatandaş için mi, bir avuç ihale avcıları için mi? Ve tüketim odaklı, faizli borçlanmaya dayalı, istihdam yaratmayan bu “obez ve hormonlu büyüme” vatandaşın cebine ve sofrasına ne zaman yansıyacak? Türkiye Milli Görüş’e dönmeden, iddia edilen bu büyümenin sonuçları hiçbir zaman vatandaşın cebine yansımayacak. Kimse boşuna hayal kurmasın.
SÖMÜREN DESTEK
Bilindiği gibi yaklaşık bir buçuk yıldır bir salgın süreci ile karşı karşıyayız. Doğru, yanlış, bazen de hatalı tedbir kararları alınıyor işyerleri kapanıyor. Toplumun hemen hemen her kesimi büyük bir mağduriyet yaşıyor ama özellikle de esnaf, servis şoförleri, çay üreticileri, kahvehaneler, kantinciler ve günlük yevmiye ile çalışan tüm işçiler adeta yok olma aşamasına gelmiştir. Hâl böyleyken iktidar “salgının başladığı günden bugüne halka 661 milyar TL destek verdiklerini” söylüyor. Bu paranın 315 milyar TL’si banka kredisi, 219 milyar TL’si borç erteleme, 25 milyar TL’si de vergi indirimi… Eski borcu bir şekilde ödetmeye “yapılandırma”, milleti yeni borç yükünün altına sokmaya da “nefes kredisi” adını verdiler. Yardım diye takdim edilen desteğin özünde faizle borçlandırmak var. Bir yıkım projesi yürütülüyor ve bunu kimse görmek istemiyor. Birileri zenginleşirken halk fakirleşiyor.
OECD, 2021 yılına ilişkin küresel ekonomik görünüm raporunda, “Türkiye, hane halkına ve işletmelere doğrudan yardımın en az yapıldığı ülkelerden birisidir” denilmektedir. Gelişmiş ülkeler, milli gelirlerinin %16’sından fazla miktarda ‘doğrudan destek’ uygulamışlardır. Gelişmekte olan diğer ülkelerin ortalaması ise %4 iken, Türkiye’de bu oran sadece %2’dir. Millet can derdinde, iktidar ise hâlâ koltuk peşinde… Bu gidişatın sonu yok olmaktır. Toplum, adama bakıyor, eline ve ayağına bakmıyor. Adamın eli toplumun cebinde, ayağı ise şer yolunda yürüyor. Şerden hayır çıkmıyor. Bu millet, hayır kapısını tutan Milli Görüş’e dönmeden, Saadet Partisi’ni iktidara getirmeden huzur ve refah yüzü göremez.
NORMALLEŞMEK
Normalleşmek Milli Görüş’e dönmektir. En güzel tedbir, Adil Düzen’e geçmektir. Adil Düzen’in dışındaki bütün düzenler, insanın yaratılmış olduğu fıtratı bozmak için çalışır. Fıtrat bozulunca, vücut, mikrop ve virüslere karşı direncini kaybeder. Şimdi biz fıtratın bozulduğu normal olmayan bir düzende yaşıyoruz. Hastalandık, tedaviyi de mikroplarda arıyoruz. Faiz, içki, kumar, israf, rüşvet, uyuşturucu ticareti, materyalist eğitim, Batı ahlakı gibi mikroplar, bizi her geçen gün biraz daha hasta hale getiriyor. Yapılması gereken şey, bu mikroplardan kurtulmak iken, aksi yapılıyor. Tekrarlamak gerekirse, Türkiye’nin normalleşmesi Milli Görüş’e, Adil Düzen’e geçmesi ile mümkündür. Yaşanılan salgın; faiz bataklığının ürettiği virüs ve mikropların eseridir. Bu bataklık kurutulmazsa, mikrop ve virüsler aktif olmaya devam edecektir. Milli Görüş demek; önce ahlâk ve maneviyat demektir. Maneviyat olmadan hiçbir şey olmaz. Milli Görüş demek; ilim ve irfan demektir, maddi ve manevi kalkınma demektir. Milli Görüş; üreten bir Türkiye’den yanadır. Milli Görüş, sanayisi güçlü bir Türkiye istiyor. Türkiye Müslüman bir ülkedir. Normalleşmek için İslam ile yönetim arasına konulmuş bütün engeller kaldırılmalıdır. Yönetenler İslam’ın ulvi prensiplerine dikkat ederek devleti yönetirlerse faydalı olurlar. İslam’ın yönetenlerden talebi adalettir, refahın herkes için olmasını sağlamaktır. Barış ve kardeşliktir. Siyasetten ekonomiye, adaletten toplumsal hayatımıza varıncaya kadar her alanda ve her anlamda bir normalleşme iklimine ihtiyaç vardır. Kutuplaşmalara son verecek, adalete olan güveni yeniden tesis edecek, toplumsal hayatımızdaki yaşanan ahlaki yozlaşmaya set çekecek bir iklime, Türkiye'nin ihtiyacı vardır.
İhtiyaç duyulan; inat değil karşılıklı itimat, hesaplaşma değil helalleşme, kutuplaşma değil kucaklaşmadır. Gün; “Allah’ın ipine sıkıca bağlanın, tefrikaya düşmeyin” esasına kâmil manada bağlanma günüdür. Ahirette, hesap vereceği günü düşünen bir insanın atacağı adım; seçim hesapları uğruna toplumsal fay hatlarını sürekli derinleştirmek ve gerginleştirmek değil, milletin geçimine ve refahına odaklanmaktır. Toplumun dünya ve ahiret saadetini gözetmeyen zihniyet ve iktidarlar insanlık için faydalı değil zararlı olurlar. Avrupa Birliği, faizci kapitalist düzen, materyalist eğitim, küresel zalimlerle işbirliği gibi tercihler yanlış olmuştur. Doğru tercih; İslam Birliği, Adil Düzen ve İslam’ca bir eğitimdir. Selam hidayete tabi olanlara…