T. Özal Anavatan partisi’nin adını açıklarken bir gezeteci sormuştu:
- Kısa yazılışının AP olması için mi seçtiniz bu ismi
Soranın niyeti açıktı. Adalet Partisi’nin mirasına mı konmak istiyor sunuz
-Hayır dedi T. Özal. Önceden böyle sorulara hazırlıklı olarak. Benim partimin kısa yazılışı ANA.P. olacak. Biz ana parti olmayı umuyoruz.
T. Özal’ın dediği oldu ama noktalar dikkate alınmayınca ortada Anavatanı unutturan ANAP kaldı.
Avrpa’dan dolaşıklı bir isimle (SODEP)Sol’un yola çıkması ise ANAP’ı taklitlerinin itirafı idi. Başarılı olamadılar, her teklit gibi.
AKP kurulurken kısa yazılışımız AK olsun demişlerse, neden AKPA gibi bir yazılış değil de Ak Parti orta uzunluğu tercih edildi
AK’tan kasıt beyazlığı çağrıştırmak ise, A’nın anlattığı adalet nasıl hatırlanacak Unutulalı yıllar oldu da..
***
AKP’nin meclis adayı, bu sayfanın okuyucularının yakından tanıdığı sayın İsmail Kahraman imiş.
Medyacıları onu anlatıyorlar: Baykal’dan sonra en yaşlı üye olan (75) İsmail Kahraman...
Ekmelettin İhsanoğlu galiba üçüncülükle yetiniyor.
Şimdi burada isterimki okuyucularım dönsünler 03 Ekim 2015 tarihli “Kahramanlarından belli olmak” yazımızı bir daha okusunlar.
“... Seçimlerden sonra Tayyip Bey’e bir şey olursa, ben hazır olayım bari diyerek kendini listelere yazdıran Ekmelettin İhsanoğlu akranları...”
Böyle bir cümlemiz vardı o yazımızda.
İbrahim Balcı çok karşı çıkmıştı. Hemşehrisi ve akrabasıdır.
haklı çıktım.
Tayyip beye vekalet eden koltuğa oturamayacak mı
***
Bir sinema sanatçısının bir soruya verdiği cevap bu ülkede, MHP’nin 40 kayıplı seçim neticesinden fazla tartışıldı.
Bir kadının öyle demesi sanki beklenmiyordu. Şaşkınlık yaşayan yaşayana.
“Evet Türküm ama benim hatam değil”
Sinemacı kadının cevabı bu. “Sen Türk müsün” sorusuna karşı söylemiş.
Ne demesi bekleniyordu
Evet, Türküm. Ama sıralamadaki sonuncu Türk benim. Yahut sıralamada sonuncuyum. Ya da, evet ama, önümde seksen milyondan fazla insan var.
Bu sözleri hiç duyduk mu Duyabilir miyiz, kendimizi bir dünyaya bedel sayan bir eğitimden gelmişsek...
Türkün, Türk’le imtahanında işte böyle cümleler ürüyor ve sormadan, araştırmadan, bu bize yapılır mı, vezninde üzüntüleri pazarlıyoruz.
“Sen Türk müsün ” sorusunu soran biz Türk. Halbuki program sahibi Amerikalının sorusu, aydınlatılmak arzusu dolu. Farklılığın farkında.
"Türk olmak, nasıl bir şey "
Cevaplanacak olan budur. Böyle sorulara “Alayına...” diye başlayacak politikacılar tanıyoruz.
Benim gibi olmaktır dersem, siz ancak iyi (Türk) olamamışlar hakkında bilgi sahibi olursunuz. Demek var. Ya da Türk olmayı anlayabilmeniz için Türk olmaya biraz yaklaşabilmeniz, yakınlaşabilmeniz gerek. Hoh dediğinizde size hemen kokumuzdan verebileceğimizi mi sanıyor sunuz
“Evet, Türküm ama, benim hatam değil” diyen kadınımız gayri ihtiyari ailevi bir sorunu olduğunu itiraf etmiştir. Fakat kimse anlamadı bunu. Türklüğe takılıp kaldığımızdan.
Kendi oluşumumda bir hata var, diyor.
Anne ve babam..
Sinemacı kadın onları sevmediğini böyle anlattı. Biz ise nereleri dolaştık.
İsterseniz yolumuzu Saray Bosna taralarına düşürelim.
Yugoslavya devletinin olduğu yıllar. Bir yaz ramazanında, bir sırp, komşusu Boşnak’ın yirmi saatten fazla bir zaman oruçlu kalmasına hayret ediyor ve soruyor. Neden
Ee der Boşnakımız. Türk olmak kolay değil!
“ASMA”LARDA GÖZÜM
Burası neresidir ve bu resim ne anlatıyor
Yenicami’nin bir minaresine ve Galata kulesinin tepesine bağlanmış halatların gücüyle iki yakaya tutunan bu köprünün Galata köprüsü olduğunu hangi İstanbullu bilmez.
Menderes hükumeti, işbaşına geldiği yıllarda, “Asma köprü yaptıracağız” mı demiş. CHP medyasının, o hayali hangi kapasiteyle alaya aldığının resmini sunduk size.
Köprü deyince, bir Galata köprüsünü biliyorlar.
Asma köprüden anladıkları ise, halatlarla insan asmak gibi bir şey.
CHP’nin değişmediğini, değişmeyeceğini, değişmesinin dahi düşünülemeyeceğini bir kez daha anlatmak için bulduk, koyduk bu resmi. Kapasiteleri kalıba alınıyor ilk CHP’li olduklarında. Ses bandlarının makaraları da bir.
1953 yılının cumhuriyet bayramında aşağıdaki yazıyı yayımlamış dergisinde, bir CHP milletvekili olan Y.Z.Ortaç. Neyi öğreniyoruz, o yazıdan bugün
CHP medyasının seviyesizliğinden CHP’lilerin rahatsız olduklarını ve onları terbiyeye davet ettiklerini..
Bugün varlar mı Yani o davetçilerden…
KONUŞAN FOTOĞRAF
Sayfamızda bir MHP yorumu olsa, ya da bir Bahçeli fıkrası da kabülümüzdür, diye düşünüp dururken, foto muhabirimiz Etyemezli Apti yetişti imdadımıza.
Kırklara karıştı, gayri istifa etsin, baskılarına karşı basın toplantısı yapacağını duyunca Sayın Bahçeli’nin, koşmuş gitmiş tam karşısında yerini almış Etyemezli Aptimiz.
“Yıkılmadık, ayaktayız!”
Sayın Bahçeli tam böyle derken, çekmiş almış, fotoğraf makinasının objektif kapağını. Siz de görüyorsunuz Etyemezli Apti’nin o anını.
Arkadaşlardan itiraz edenler oldu ama, ben katılmadım onlara. Yılların Etymemezli Apti’sinin sayın Bahçeli’nin basın toplantısı diye başka bir yere gitmesi imkansız.
- Ama ağbi, bu Bahçeli’nin burnu çok büyük.
- Saçları tutam, tutam…
- Gözlüğü de var.
- Arkadaşlar, dedim, susturdum onları.
Hangi yüzle, sorusuna karşı bir tedbiri mutlaka vardır sayın Bahçeli’nin.
Kırkı bulan yüzü bulamaz mı Hem de saçlı olarak yani. Aaa, bu sayın Bahçeli’mi, diyenlere karşı da güçlü bir cevabı olacaktır sonra. Beni daha tanımıyorsunuz demiştim size.
“Yıkılmadık, ayaktayız!”
Sayın Bahçeli’yi tam böyle derken, görüyorsunuz, Etyemezli Apti’nin objektifiyle…
FUTBOL DÜNYASI, AYNA FABRİKASI
“Utanç verici yenilgi”
Derlerki: Bir futbol maçının bir galibi olur, ya da beraberlik vardır sonuçta.
Hal böyle iken,
Bir futbol maçının mağlubunun halini “utanç verici yenilgi” almış olmakla tanımlamak, anlatmak, ilan etmek için insanın elinde nelerin olması gerekir Bunu bilmek bize düşmez. Neden sorgulanmadığını da bilmeyiz.
“Bana kimse Selçuk ve Hakan’ın sakatlanıp oyundan çıkmalarını Rize’deki utanç verici yenilgiye mazeret gösteremez.” (Sabah Gazetesi – 08.11.2015 – Levent Tüzemen – Eyyamın Sonu)
Bahse konu ettiğmiz iddialı cümle aynen böyle.
Bana dediği belli. Yazarın bizzat kendisi. Üst düzey, en yukarıda, tepeden bakan, filan, falan…
Kimse’ler kim
Mağlup takım yöneticileri, sorumluları, taraftarları, kalemşorları, alkışcıları vesaire.
Bir diyecekleri varsa, mazeretleri varsa buyursun söylesinler, belki kabul edebilirim değil; o cesaretleri yoktur diyor, olamaz diyor.
Çünkü o, bir yenilgiye “utanç verici yenilgi” diyorsa, öyle tescillenmeli imiş. Yenilgileri tasnifle görevli yegane kalemşor olduğundan…
Rizespor’un maç yaptığı bir diğer lig takımına galip gelmesi, karşı takım için “utanç verici yenilgi” midir
Rizespor’un, rakibinin diğer rakipleri gibi hakem kurbanı olmadığı bir maçın sonucunda emeğinin hakkını galibiyet olarak alması, hangi tetikci kalemşora aşağılama hakkı veriyor
“Utanç verici yenilgi” kimden alınır
Bilmediğimi yukarıda yazdım. Merak ettiğim konu başka. Bir Rizespor taraftarı, seveni takımlarının bir galibiyetinin böyle yorumlandığını okuduklarında, ya da duyduklarında ne düşünürler
“Rize’deki utanç verici yenilgi…”
Başka sorum yok ama, itiraz ettiğim başka konular var. Futbol dünyası üstünden tartışılması gereken bu ülkenin konuları…
Onlardan işte biri:
“Teknik direktörümüz Şenol Güneş çok kültürlü ve çok saygın bir hocadır. O nerede ne konuşacağını çok iyi bilir. Kariyeri ortadadır. Eğitimciliğinin yanında spor adamı olarak da çok büyük hocadır.”
Ne düşünür bu ülkenin bir insanı bunları duyduğunda Merakımız bu soruya cevap bulmak değil. Bir uzaylı ne düşünür, onu bilsek yeter.
Uzaylı önce şunları öğrenmiştir.
Bir teknik direktör var, Çok kültürlü. Çok saygın. Türkçesi, edebiyatı da çok iyi.. Zira nerede, ne konuşacağını da iyi biliyor. Yani hoca… Kariyeri kasada değil. Eğitimci artı spor adamı, yani büyük hoca..
Uzaylı sonra, şunları sormaz mı
Bir sen mi biliyorsun Başkaları, başka biliyorlarsa, tashih etsinler mi diyorsun
Beşiktaş kulübünün sayın başkanı böyle anlatmış teknik direktörlerini. Neden şimdi bunları konuşması icap etti Uzaylı gitti, biz cevap arayalım dünyalılar olarak.
Sayın başkan, bu teknik direktörü niçin getirdi diye hesaba mı çekildi de, böyle savundu kendini.
Yahut teknik direktör naz makamından bir istekde mi bulundu Sayın Başkanım geldim geleli beni hiç övmediniz. Şöyle dört başı mamur anlatsanız da beni, tanısa dünya alem. Hem sizin de ne kadar doğru bir karar verdiğiniz ortaya çıkar. Bu ülkenin en eski spor kulübü Beşiktaş’ı herkes bilir, tanır, sever, sempati duyar… Bütün geçmiş teknik direktörlerinin, başkanın şimdikini anlattığından fazlaları vardır, eksikleri yoktur. Zaten öyle olmasalar oraya getirilmezlerdi. Teknik direktör övmek geleneği olmadığına göre, nerden icap etti sayın başkanın böyle konuşması Meraka değmez mi
Trabzonspor’un, Bursaspor’un, Gençlerbirliği’nin başkanları çıkıp sorsalar: Nerede ne konuşacağını çok iyi bilir derken, bize söylediklerine hak mı veriyorsun Beşiktaş’ın sayın başkanı ne diyecek
Tedbir alıyorum mu diyecek
(Galatasaray teknik direktörü ile yollarını ayırmış: Nerede, ne konuşacağını bilmiyor, gerekçesiyle… İsteyen “tedbir”i böyle düşünebilir.)
Futbol dünyasından yansıyan konulardan birini daha yazmış olduk.
SAYIN BÜYÜK BAŞKAN
Demokrasiyi un ufak etmişsin,
Çatırdılar geliyor değirmenden!..
Yerlere yıkmışsın istişareyi,
Biliriz daima çam devirmenden!..
Rakiplerini yalamış yutmuşsun,
Anlıyoruz gazından geğirmenden!..
İBADET VE AKIL
Emredilen her ibadet ayrı bir sınav,
İzah edilemez kuru akılla namaz;
Kim diyorsa secde dediğiniz bir şınav,
Böyle bir kişi namazla akıllanamaz...
DARBE VE BATI
Darbeler hep Batı’nın emri ile başlar,
İhtilalle cuntayla malüldür şu Batı!..
Nereden emir almıştı bizdeki Baş’lar
Hatırlayın Mayıs’ı Eylül’ü Şubat’ı!..
İSLAM MEDENİYETİ
İslam’a niyet et ve tut yolu,
Yürümede niyet yol gösterir!
Her dönemeç levhalarla dolu;
Yürü medeniyet yol gösterir!..
ZAMANE POLİTİKACISI
Yalan dolanla oy alıyor,
Yalan dolanla oyalıyor...
EKREM ŞAMA