Dün Ergenekon yargılamaları ile birlikte su yüzüne çıkan
tartışmalar sonrası aklıma takıldı. Bir süredir, Türkiye bugünlerde geçmişi
ile yüzleşiyor, geçmişte yapılan haksızlıklara karşı hesap soruyor deniliyor.
Tüm yönleriyle sürecin gerçekten böyle bir söylemi hak edip etmediği ayrı bir
tartışma konusu iken, birçok insanın hayatına mal olmuş ve binlerce insanın
hayatını etkilemiş Türk darbe tarihi sonrası insanlarımızın bu kadar heyecan
içerisinde gelişmeleri karşılamasını çok normal karşılıyorum.
Kolay değil. İnsanoğlunun bu dünyada en çok hazmedemediği
şey bir adaletsizliğe kurban gitmektir. Bizim insanımızın canını alın ama sakın
bir mağduriyete taraf olmak zorunda bırakmayın. Hemen kültürümüzün bir gereği
olarak mazlumun yanında yerimizi alırız. Velhasıl bugün Türkiye ye hak geldi,
adalet yerini buldu diyorlar. Peki, batıla ne oldu
Adalet öyle bir şeydir ki, onu sınırları içerisinde zapt
etmenin imkânı yoktur. Yayılabildiği kadar yayılır, çünkü insanlar onu her ne
pahasına olursa olsun kendilerinde görmek isterler. Peki, bizim adaletimiz
çevremizi ne kadar etkileyebiliyor acaba Çevremize bir bakalım bu soruya
olumlu cevap verebiliyorsak sorun yok demektir. Çünkü adalet her şeyden önce
bir düzeni simgeler. Etrafımızda bırakın adaleti, bir düzenden bile bahsetmek
çok zor. Tam bir düzensizlik hâkim durumda.
Türkiye de neden darbeler yaşanmıştı diye hatırlayacak
olursak, darbe sonrası eylemlere bakıldığında çok net ki, darbeler ekonomik ve
siyasi çıkmaz içerisine giren büyük güçlerin çıkarlarının mevcut düzenin
yöntemleri ile giderilemediği için yapılmıştı. Darbeler Türkiye tarihinde büyük
kırılmaları beraberinde getirmiş ve tüm kurumlarının büyük bir güç kazanarak
siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda belirleyici roller üstlenerek
ülkenin çap büyütmesine engel olmuştu. Tam bir tüketim toplumu haline
getirilmiştik. Bunun yanında çok sayıda insan asla yaşamak istemeyeceği
muamelelere maruz bırakılmıştı.
Aynı şekilde son 10 yıl içerisinde özellikle de
Müslümanların yaşadığı bölgelerde aynı hedeflerle farklı eylemler içerisinde
bulunulduğunu görüyoruz. Aynı çıkarlar için Afganistan da Irak ta neler
yapıldığını hatırlıyoruz. Bugün Müslüman nüfusa sahip ülkelerde neler
yaşandığına şahit oluyoruz. Batı nın öteki olarak tanımladığı tüm İslam
coğrafyası, açık ya da kapalı müdahalelerle Türkiye de yapıldığı gibi etkisiz
bırakılmak isteniyor.
Şimdi tekrardan adalet anlayışımıza geri dönelim. Bugün
Türkiye nin darbeler döneminde düşürüldüğü kumpastan kurtulduğunu söylemek çok
zor. Darbelerin sembol isimlerinin yargılanması ile adalet geldiğine dair
kendimizi avutuyoruz. Görülüyor ki adalet anlayışımız en büyük düşmanımız olan
milliyetçilik anlayışıyla ulusal gündemlerde heba ediliyor. Dünyanın içerisinde
bulunduğu büyük adaletsizlik batağının tam da merkezinde bulunan ülkemizde
adaleti yakalamamız zaten imkânsız görünüyor. Burada kritik olan soru şu: bugün
darbelerle yüzleştiğini zanneden Türkiye, ileriki dönemlerde tüm dünyada birçok
Müslüman ın hayatına mal olmuş adaletsizliklerle gerçekten yüzleşebilecek mi
Açıkçası Türkiye ve İslam dünyası bugün böyle bir
yüzleşmeye çok da hazır görünmüyor. Bugünün adaleti sembolü yargılayan ancak
gerçek suçlu olan sisteme dokunmayan bir adalet gibi görünüyor. Ancak bu durum
bir rüzgâr meselesidir. Gün gelir rüzgâr tersten esmeye başlar. İşte o zaman
adaletsizliğin sadece failinin mi yoksa bu fiile engel olmayan sistemin mi
suçlu olduğu tartışılmaya başlanır. Yani sadece İslam dünyasındaki zulümlere
neden olanlar mı suçlu, yoksa bu zulümlerin ortaya çıkmasında bir yanlış görmeyen
ve bunlara göz yumanlar da mı suçlu Bize kalırsa ikincilerin hesabını görmeden
birincilerle hesaplaşmak çok da mümkün değil gibi görünüyor. Bu dünyada olmazsa
öbür dünyada.