Adalet mülkün temelidir

Abone Ol

Toplumda her geçen gün suç oranlarının arttığından sıkça söz ediliyor. Elbette suçun olduğu yerde Mahkemeler devreye girer ve her suçun karşılığı bir ceza vardır. Maksat suçların önünü almaktır. İnsanlar işledikleri bir suçun karşılığı ceza alacaklarını bilecekleri için mümkün olduğunca  suçtan kaçınmaya çalışırlar. Bir bakma ceza suçların caydırılmasında önemli bir vasıtadır. Elbette bu söylediklerim suç makinesi haline gelmiş bir takım ruh hastaları için geçerli değildir. Ve tabi ki, adaletin tecellisi, haklı olanın hakkının teslimi adalet mekanizmasının iyi işlemesi ile mümkündür. Ancak, hakkını aramak için mahkemeye başvuran bir şahıs yıllarca sonuç alamıyorsa, haklı olsa bile hakkı kendisine teslim edilemiyorsa giderek adalet mekanizmasına güven azalır... Bazıları haklarını alabilmek için mahkemelerden değil, bir takım kanun dışı oluşumlardan yardım istemeye başlarlar ki, bu tür uygulamalar adalet sistemine olan güveni zedeler. Olay sadece adalet mekanizmasına olan güveni zedelemekten de ibaret kalmaz devlete olan güven kaybolmaya başlar. Özellikle şahıslara karşı işlenen suçlarda suçlu ya ceza görmüyor ya da ceza görmesi uzun yıllar sonra gerçekleşebiliyorsa o toplumda meydan bir takım edepsiz, saygısız kanun ve kural tanımazlara kalır. Diyebiliriz ki kanunlara ve insanlara saygılı olanlar sürekli olarak haksızlığa uğrar, itelenir, hakaret görür ve aşağılanır. Çünkü, aşağılanma ve terbiyesizliğe muhatap olan kişi hakkını aramaya kalkıştığında bir sonuç alamayacak olursa bir başka olayda uğradığı hakaret karşısında ya sessiz kalmayı tercih edecek ya da kendi kendini koruma ve savunma yoluna gidecektir. Her iki durumda  toplumda uzun sürede ciddi sıkıntılara yol açacaktır.

Bugün sokakta  kavga eden kişiyi görenlerin çoğu zaman ya kavgayı görmezden geliyor olması, olaya şahitlik etmesi istendiğinde bundan kaçınması giderek ciddi bir toplumsal hastalığın habercisidir. Bir başka misal ise kanun ve kurallara uymayan insanları uyarmaya kalkıştığınızda yanınızda bir tek destekçi bulamazsınız. Bırakın destekçi bulmayı kurallara uymayan kişinin yanında yer alıverir insanlar. Her gün karşılaştığımız basit bir örnek vermek gerekirse; Deli gibi araba süren belediye otobüsünün şoförünü "Kardeşim otobüsü biraz dikkatli sür. Kaza yapacaksın" diye uyarmaya kalksanız şoförün cevap vermesini beklemeden yolculardan bir kaç kişinin tepkisi ile karşılaşabilirsiniz..Gerekçeleri işe yetişmek durumunda olduklarıdır ya da "Çok rahatsız oluyorsanız taksiye binin" şeklinde bir cevap alırsınız. Diyelim ki şoföre uyarıda bulunmadınız da karşılaştığınız trafik polisine otobüs şoförünün hiçbir kurala uymadan deli gibi kullandığını şikayet ettiniz diyelim... Bunu  yapacak kimse kalmadı ama bir misal olsun istedik. Otobüs yolcularından dayak yemeden kendinizi kurtarabilirseniz ne ala... Aynı durum şehirlerarası otobüsler için de geçerli... Minibüs şoförlerini saymaya hiç  gerek yok. Çünkü onlar için kaide kural daha yazılmamış sanki.

Yukarıda verdiğimiz örneklerin ardından diyelim ki şoför kaza yaptı... Bu defa en çok bağıranlar uyarılarınız üzerine size karşı çıkanlar olacaktır. Bunun ötesinde trafikte bir takım sürücülerin tüm kuralları ihlal edişi, sizin için tehlike oluşturmaları, siz trafikte kırmızı ışıkta beklerken bazılarının yanınızdan hızla geçip gitmeleri karşısında yaşadığınız duyguyu düşünün.

Şimdiye kadar bazı basit örnekler verdim... En ağır suçlara kadar bu örnekleri sıralamak mümkün... Ülkemizde idam cezasının kaldırılmış olması ile insan hayatının bir takım sapıkların insafına terk edilmiş olduğunu söylemeye bile gerek yok... Artık tüm sapık ve caniler biliyorlar ki en ağır suçları işleseler de, toplu katliamlar bile yapsalar da idam edilmeyeceklerdir.. Yani katillerin hayatı koruma altındadır ama bir sapığın tecavüzüne uğrayan sonra da öldürülen küçük yavrunun hayatı katil kadar koruma altında değildir.

Bu arada yargıdaki dosya yığılması sebebiyle birçok davanın uzun yıllar sonuçlandırılamıyor olması ayrı bir felakettir. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker in Yargıtay da ilk kez 1.5 milyon dosyanın biriktiğini, yeni dava gelmese bile -bu mümkün değil- mevcut dosyaların 10 yıldan önce eritilmesinin mümkün olmadığı yönündeki açıklaması bile mahkemelerde dava birikiminin açık örneğidir... Hakimlerimizin bir günde 40-50 dava dosyasına bakmak zorunda kalışı ayrı bir sorun. Günde 40-50 davaya bakan bir hakimin ne kadar çalışkan ve iyi niyetli olursa olsun adaletin tecellisinde ne kadar etkili olabilir o da ayrı bir soru.

Davaların çokluğu, insanlarırn vurdum duymazlığı, kanunları ve kuralları ihlal edenler karşısında sergilenen toplumsal sessizlik ülkemizi "Suç toplumu" haline getiriyor. Bu gidiş gidiş değildir. Adaletin tam olarak gerçekleştirilemediği bir ülkede toplumun tüm fertlerine yüksek tahsil yaptırsanız bile sağlıklı bir toplum oluşturamazsınız. Çünkü, adalet mülkün temelidir. Mülkün temeli sağlam olmadığı sürece o mülkün üzerine nasıl bir bina dikerseniz dikin ufak bir sarsıntıda yıkılıp gider.