Bismillâhirrahmânirrahîm;
ADALET Bakanı Abdülhamit Gül, duyarlı insanların yüreğine su serpen, gelecek için ümit verici sözler ediyor: “Yargıya güveni artıracağız.” (Yeni Akit, 07. 01. 2019) “Hükümet herkes için adaleti tesis ediyor.” (Yeni Söz, 06. 01. 2019)
Adalete olan güvensizliğin yüzde 86’larda olduğu konuşulan bir dönemde bundan daha sevindirici bir haber olabilir mi? Önce devletimiz açısından. Seçim kazanmak için, “beka sorunu”nu ortaya atanlar bilmelidir ki, devletin bekasını tehdit eden en büyük faktör adalete olan güvenin sarsılmasıdır. Adalet kurumunu güçlendirirseniz devleti sağlam temeller üzerine oturtursunuz.
Sayın Adalet Bakanı adlî kurumlarla geniş bir koordinasyon sağlayabilir; söz verdiği üzere adaleti, “herkesi kuşatacak şekilde” tesis edilebilirse, en büyük iyiliği “yöneticiler için” yapmış olur. Yöneticilerin sorumluluklarını yerine getirmelerinin ilk ve vazgeçilmez şartı “adaleti kâmil anlamda sağlayabilmeleri”dir. “Adaletli yönetici” hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde “arşın gölgesinde barındırılmak”la müjdelenmiştir. Ya halkın malını israf eder, torpil, tarafgirlik, haksızlık gibi yöntemlere başvurursa; Allah korusun, “ateşten gömlek” giymeye hazır olsun!
Eski Başbakan Binali Yıldırım’ın “En âcil konu adalettir” (27. 01. 2017) sözü havada kalmamalı. Çünkü adalete güvensizlik devletin çöküşünü başlatır. Mevlâna’daki şu derinliği iyi tefekkür edin: “Adalet meyve ağaçlarına su vermektir; zulüm diken sulamaktır. Adalet, nimeti yerli yerine koymaktır.”
SEÇİM ÂDİL YAPILMALI
ABDÜLHAMİT Gül Bey’le MGV döneminde birlikte çalıştık. Hem Adnan Demirtürk, hem de İlyas Tongüç döneminde, daha çok Üniversite Komisyon Başkanlığı görevini üstlenmişti. Özellikle rahmetli Adnan Demirtürk’ün cenaze töreninde genel merkezi temsilen işin hakkını veren bir görev yapmıştı. Kayınpederi Şeref Malkoç’la birlikteki HAS Parti ve AKP maceralarını geçiyorum.
Tanıdığım Abdülhamit Bey kişilik sahibidir; söz vermişse onu yerine getirir. Ama içinde bulunduğu “yapı”nın buna ne kadar izin vereceği uygulamanın sonuçlarıyla ortaya çıkacak. İçte ve dıştaki etki odakları onları kıskaca almış durumda! Bu söylediklerimde yanılmayı, Abdülhamit Bey’in sözlerini tutabilmesini çok isterdim.
İşin başında konulan niyet ve ölçüler sonucu hazırlar. Âdil yapılan seçimden “adalet” ortaya çıkar. Hileli yapılırsa, hileler yumağı oluşur.
Seçime giderken, seçime katılma hakkı kazanan bütün siyasî partiler “eşit” kabul edilmek zorundadır. Seçime çeşitli oyunlarla müdahale etmek tabiîliği bozar. Seçimler âdil, dürüst, eşit yapılmalı, takdir yetkisi halka bırakılmalıdır. Algı operasyonlarıyla millî iradeye ipotek koymak, Türkiye’ye yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür.
Diyelim ki, 100 m. koşusu yapacaksınız. Birini 95 m.’den başlatıp diğerini sıfırdan başlatmak adalete takla attırmaktır. Devlet imkânlarının yüzde 95’ini kullanmaya yeltenen bir siyasî partiye adalet mekanizmasından başka hangi güç müdahale edebilir? Haksızlık, eşitsizlik, orantısız güç kullanımı vicdansızlık değil midir? Adalet mekanizması, dünyanın gözü önünde işlenen apaçık bir haksızlığa sessiz kalabilir mi?
YSK NE İŞ YAPAR?
YÜKSEK Seçim Kurulu, seçimlerin üst düzey hukukî merciîdir. Seçimlerin dürüst ve âdil yapılmasından sorumludur. Seçim takviminin başlamasından itibaren hiç bir hukuk dışılığa izin vermez. Seçimlere şaibe karıştırtmaz.
Referandum oylamasında bir ilk yaşandı. YSK, mühürsüz zarf ve oyları da “geçerli” saydı. Seçmen endişelendi. Seçimlere şaibe karıştı.
Defalarca sandık kurulu başkanlığı yaptım. Kurul üyeleri oy kullanma saatinden 1 saat önce gelir. Dürüst ve adil davranacaklarına yemin ederler. Zarflara, YSK mührüne ilâveten, iş bölümü yapılarak bir de sandık kurulunun mührü vurulur. Bittikten sonra, gözden kaçan var mı, diye kontrol edilir. Hatta seçmene oy pusulası verilirken 3. kontrolden geçirilir; vatandaşın oyu “ciddi”ye alınırdı. Bu işlem, siyasî parti temsilcilerinin de bulunduğu en az 7 kişinin huzurunda yapılan “sağlam” bir yoldu.
Uygulamanın gevşetilmesiyle usulsüzlük iddialarında “patlama” yaşandı. Kütüklere müdahaleden; yıkık evlere, ahırlara seçmen doldurulduğu; Artvin’de 6 boş evde 97 seçmenin kaydedildiği; hatta eski bir bakanın iddiasına göre ölü seçmen sayısında artış yaşandığı konuşulmaya başladı.
İddiaları inceleyip karara bağlama görevi YSK’nin. Seçimler şaibeden kurtarılmalıdır. Adalet mekanizması “boşluk” kabul etmez. İstismarcıları artırır.
Adalet Bakanı’nın “herkes için adalet” uygulamasını seçimlerde görmek istiyoruz. Gücü elinde bulunduranlar bencilliği bırakmalı, Türkiye’nin imkânlarını “eşit ve âdil olarak” paylaşmalıdırlar. Vatandaşın vergileriyle yaşayan devlet TV’lerine seçime girmeye hak eden bütün siyasî partiler konuk edilmelidir.