Adağım Var!

Abone Ol

Yine bir Kurban Bayramı’na ulaştık. Birkaç gün ötede alışık olduğumuz görüntülerle geçireceğimiz yeni bir bayram bekliyor bizi. Sokaklarda kaçan kurbanlıklarını yakalama mücadelesi veren insanlar, kurban bayramı nefretlerini “Hayvan hakları” adı altında haykıran hayvan severler, yaptığı işin bir ibadet olduğunun bilincinde olamayan, gergin, stresli ve etrafına alev püskürtenler. Her fırsatta güle oynaya bayramın tadını çıkaran çocuklar, her yere yayılan et kokusunun peşinde dolanan kediler, bayram gezmeleri, tatlılar, şekerler, lokumlar...

Muhtemel bayram görüntüleridir bunlar. Elbette kesilen kurbanın misafirlere ikramı ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılarak onların mutlu edilmesi bu bayramın en güzel iki şeyinden biridir. Fakat bilmeliyiz ki kurban bu kadar değildir.

Kurbanı bayram yapan şey bunlar ya da alıştığımız diğer görüntüler değildir. Çünkü kurban adamak ve adanmaktır. En sevdiklerimizi adamak, en sevdiğimiz için adanmaktır. Menzile ulaşmak için sevdiğimiz her şeyi üst üste koyarak basamak yapmaktır.

Kurban, canımızı acıtan şeydir. Yansa da yüreğimiz İbrahim gibi “Senin olsun ya Rab” demektir. Yıllar sonra kavuştuğu biricik oğlunu, gönlünün reyhanını bir tek emirle Rabbine feda etmektir. Öyle ya, kolay mıydı “Haydi oğul, Rabbe gidiyorsun” demek Kolay mıydı eline o bıçağı, omuzlarına bu ağır yükü yüklemek Kolay mıydı gördüğü bir rüyayı, ne kadar zor olursa olsun eyleme geçirmek Yapmalıydı. Çünkü biliyordu ki kalbine en sevimli gelen şeyden vazgeçmedikçe imtihanını geçemeyecekti.

Peki ya İsmail olmak... Canından çok sevdiği babasını ve altına yattığı bıçağı incitmemek… Onun için kolay mıydı “Emrolunduğun şeyi yap babacığım” demek Kolay mıydı her şeyinden vazgeçmek Rabbi için canını kurban etmek Hiçbir çıkış yolu aramadan, öylece kendini teslim etmek... Etmeliydi çünkü biliyordu ki kendi canından vazgeçmedikçe Rabbine ulaşamayacaktı.

Peki, Yakup olmak... Yusuf’unun hasretinden gözlerine aklar düşen, özlemini ve acısını gün gün, yıl yıl yüreğinde büyüten büyük peygamber olmak... Öyle bir sevgiyle seviyordu ki can parçasını, ona da hiç kolay olmamıştı gidişini kabullenmek. Yıllarca bekledi, yıllarca özledi. Ama sonra anladı ki, kurban etmezse onu Rabbine, asıl sevilmesi gerekenin o büyük İlah olduğunu kabul ettirmezse kalbine, imanı bayram olmayacaktı kendine. Ve o da adadı Yusuf’unu. Sonra kavuştular ilahi lütufla.

Demek ki kurban, İbrahim’in bıçağında, İsmail’in gözünün bağında, Yakup’un kararan dünyasındaydı. Demek ki bayram, İbrahimce tevekkülde, İsmailce teslimiyette, Yakupca kabullenişteydi. “O’nun olduğu yerde benim sesim çıkmaz!” diyebilmekte ve nefsinin tüm seslerini kısabilmekteydi.

O halde haydi seçelim kurbanımızı bizde. Belirleyelim en sevdiğimize adayacağımızı. Bu yıl sıradanlığı bozalım ve farklı geçsin bayram. Bırakalım kim ne keserse kessin. Bırakalım sokaklarda koşuşan hayvanları. Biz kalbimizde, beynimizde, nefsimizde kaçmaya çalışan kurbanlıklarımızı yakalayalım.

İlkin bilelim, nedir bizim kurbanlığımız Nedir adağımız Nedir rüyalarımızı süsleyen şey Nedir uğruna her şeyden vazgeçtiğimiz sebep Namazlarda vesvesemiz, hem günümüz hem gecemiz, dilimizde duamız olan şey. Farklı gözle baktığımız, listenin en üstünde duran sevgilimiz nedir bizim Hatta çoğu zaman fark etmesek de, yaratanımızın yerine koyduğumuz ilahımız nedir Her şeyi ona göre düzenlediğimiz, her şeyden onun uğruna vazgeçtiğimiz…

Bir genç kız için moda mıdır bu ilah Bir öğrenci için diploma mı İş sahibi için kariyer midir bu put Zengin olan için daha da zengin olmak mı Altın mı, gümüş mü gözlerimizin ferini gideren aşk Anne-baba mı Yoksa göz nuru bir evlat mı Eş mi, arkadaş mı değişimlerimizin sebebi Yoksa gece rüyamızı, gündüz düşümüzü süsleyen bir sevda mı Uğruna ailemizi ihmal ettiğimiz derbi maçları mı Yoksa kanımızı akıtsalar renklerinin akacağını iddia ettiğimiz futbol takımımız mı Ya da namazlarımızı bile kaçırtan aşk dizilerimiz mi Hani şu âşıklarının bir türlü kavuşamadığı. Yahut yirmi dört saat başından ayrılmadığımız facebook mu, twitter mı Hani aksırsak yazdığımız, paylaşım yapmadan duramadığımız. Belki de ev; dubleks, tripleks. Belki araba, son modelinden. Belki telefon; akıllı, android, sürekli daha iyisinden. Belki kıyafet; rengârenk, cicili bicilisinden. Evlerimizi baştan sona donattığımız mobilyalarımız, gösteriş yaptığımız misafir odalarımız belki de. Ya da marka; kıyafetlerimizde adı görülünce gururumuzun okşandığı. Veya kendi ismimiz; bir yerde okununca nefsimizin hoşlandığı...

Bir şehir olur, bir insan olur, bir hayal olur. Bir ideoloji, bir takıntı, bir sevgi, bir sevgili olur. Bir amaç bir hedef, bir tarz, bir alışkanlık olur. İsim, unvan, nam... Soy, sop, ırk.. Vatan, millet, toprak.. Parti, vakıf, dernek... Dizi, spor, magazin... Ayakkabı, çanta, eşarp...

Her ne olursa olsun, ne zaman ki bu araçları amaç haline getirdik, ne zamanki bunlardan birine duyduğumuz sevgi ve sahip olma isteği, hırsı, bizi Rabbimizden uzaklaştırdı ya da O’na duymamız gereken büyük aşkı bunlardan birine duyduk; işte o zaman adayacağımız kurban belirlenmiş demektir. Velev ki yaradanın önüne geçirmemeyi başardık her bir şeyi, o zaman da en sevdiğimiz şeylerden vererek, O’nun rızasını kazanma şansını yakaladık demektir.

Hacc Suresi 37. ayetinde “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır” buyuruyor Rabbimiz. Öyleyse bu bayram niyet ve takvalarımızı Rabbimize ulaştırma bayramı olsun bizim için. “Senin uğruna Senden gelen her şeyi yine Sana feda ediyorum ya Rab” diyebilmenin, O’nun adını önem ve öncelik listemizin en üstüne hakkıyla yerleştirebilmenin ve kalbimizdeki küçük büyük putçukları temizleyebilmenin bayramı olur inşallah. Adadığınız kurban kabul, bayramınız mübarek olsun…