Ülkemizde sadece AKPiktidarı değil, ondan önceki üçlü koalisyon döneminde de ekonomi Dünya Bankası ve IMF programları çerçevesinde yönetildi/yönetiliyor. Ancak, Türk ekonomisinin şu anda içinde bulunduğu noktadan şikayetçi olanlar da bizden çok IMFve Dünya Bankası yetkilileri. Bizim kendilerine "Alın işte eserinizle övünebilirsiniz" dememiz gerekirken onların yayınladıkları raporda, "Türk ekonomisinde iyileşme var  işsizlikle, cari açık hâlâ önemli sorun" deniliyor.

Öyle bir rapor ki, bir yandan ekonomide iyileşme olduğundan söz ediliyor öbür yandan işsizlik ve döviz açığının ürkütücü boyutlarda olduğu belirtiliyor. Bu iki değerlendirmenin yanyana gelmiş olması normal midir

Öbür yandan Türkiye İstatistik Kurumu asgari ücretin belirlenmesinde esas alınmak üzere  günlük gıda harcaması tutarını dikkate alarak açlık sınırını 563.20 YTL (563 milyon TL.), yoksulluk sınırını ise 1834.52 YTL (bir milyar 834 milyon8 TL.) olarak açıklıyor.

Bu hesaba göre ülkemizde işçi ve memur, tüm emekliler ile küçük esnafın yüzde 90ı yoksul ve yine asgari ücretle çalışanların tamamı açlık sınırının altında bir gelire sahip.

Peki bir yandan önümüzdeki yıl için asgari ücret net 380 YTLolarak açıklanırken ardından da bu açlık ve yoksulluk sınırını gösteren resmi rakamların açıklanması ne anlama geliyor Birileri işçi, memur, küçük esnaf ve emeklilerle kafa bulmaya mı çalışıyor

Yukarıdan beri sıraladığım ekonomik göstergelerle birlikte medyaya bir başka haber daha yansıdı:

"45 milyona kiraz

25 milyona şeftali"

Arjantin den ithal edilmiş söz konusu kiraz ve şeftaliler. Bu fiyata kim alabilir bu kiraz ve şeftaliyi Herhalde yolsulluk sınırının altında bir gelire sahip işçi, memur, emekli ve küçük esnaf alamayacaktır. Alsa bile manav reyonunun önünden geçerken gözüne takılan çocuğunu kırmamak için 100 gram kiraz, belki bir tane de şeftali alabilir. Buna karşılık bu ülkede hiçbir emek sarfetmeden yattığı yerden trilyonlar kazananlarda var. Sayıları az olmakla birlikte bu rantiyeci kesim ülkenin tüm gelir kaynaklarını hortumluyor. Böyle olduğu içinde toplumun büyük bir bölümü ya yoksul ya da açlık sınırının altında bir gelirle hayatta kalmanın mücadelesini veriyor. Ve bu ekonominin iyiye gittiği ileri sürülüyor.

Öyle bir iyiye giden ekonomi ki, resmi rakamlara göre bu yılın ilk 10 ayında büyüme hızı yaklaşık yüzde 8 civarında iken, işsizlerin sayısı artmaya devam ediyor.

Demek istediğim o ki, ekonomiyi iyiye gidiyor diye göstermek için kullanılan rakamlarda ya bir yanlışlık var ya da ekonominin iyiye gittiği falan yok. Düpedüz kandırılıyoruz.

Bize verdikleri ekonomik proğramlar ile insanımız açlığa mahkum edilirken ülkemizin tam bir kıskaç içine alındığı da ayrı bir gerçek. Bu acı gerçeğe iki farklı çevreden yapılan açıklamalarla dikkat çekmek istiyorum. Ermeni Araştırmacı-Yazar Levon Panos Dabağyan, "Ermenistan, batının Türkiyeye karşı kullandığı bir silahtır" derken 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Ümit Özdağ ise "PKK terör örgütü, Türkiye ile vekaleten bir savaş yürütüyor" sözleri ile bir başka gerçeğe dikkat çekiyor.

Görünen o ki, ülkemiz hem ekonomik hem de siyasi açıdan kuşatma altına alınmış, güçlenmesi engellenmeye çalışılıyor. Buna karşılık bu ülkeyi yönetenlerin ciddi bir atak sergilediklerini söylemek mümkün değil.