Açlığın resmi

Abone Ol

Okulda, derste, sınıf ortasında, sıra arkadaşının hemen yanında bayılıveriyor. Öğretmeni alıp doktora götürüyor. Doktor teşhisini koyuyor; AÇLIK!

Evet, heceleyerek ve vurgulayarak söyleyelim: AÇ-LIK!

Pençesindeki bir ilköğretim öğrencisi. Milyonlarca bebeğin, milyonlarca çocuğun, milyonlarca delikanlının, milyonlarca gencin, milyonlarca "işsiz" kategorisinde kimliğe dönüşmüş etiketin damgalısı insanlar, milyonlarca emekli, dul, yetim, malûl, sakat, özürlü, işte iki heceli ve meçhul illetin pençesini geçirdiği mağdurları.

Sinsidir açlık, vakti zamanı yoktur gelişinin.

Tarifsizdir açlık, kolunuzun, elinizin erimi kadar uzaklıkta görünür dünya nimetlerine. Gerçekteyse pençesine aldığını adeta yedi kat yerin derinliğine fırlatmıştır. Öyle uzak, öyle ırak, öyle muhal, üstelik yolsuzdur ve de yordamsız.

Acımasızdır açlık. Ona boyun eğip kendinizi teslim ettiğiniz ve dilediğince yapmasına razı olduğunuz yetmez ona. Sırdaşı olduğunuzu sandığınız anda sırrınızı gün ortası, meydan meydan tellala verir, fâş ediverir. Vefasızdır ama suçlu değildir.

Hicapsızdır açlık. Cama yansımış güneş gibi ne var ne yok ortaya döker, vakitli vakitsiz saklananı, gizleneni, en utanç verici ayıbı tüm çıplaklığıyla gösteriverir.

Değer tanımazdır açlık. Sabrınızı, iffetinizi, onurunuzu, haysiyetinizi, kişiliğinizi, beninizi, inancınızı ve umudunuzu, yok edemese bile, onlarsız bırakır pençesindekini.

Yakalanamazdır açlık.

Ruhbilimciler,

Toplumbilimciler,

İktisatçılar,

Tarihçiler,

Hukukçular,

Mühendisler,

Mimarlar,

İşletmeciler,

Reklamcılar

İletişimciler ve diğerleri, onun olmayan görünmeyen, seçilemeyen gölge-yanılsamasını tanımlarlar, tartışırlar, yorumlarlar, değerlendirirler, yargılarlar, çözümlerler, yokederler, ama AÇ-LIK değildir bütün bunlar. Birtakım siyasetçiler bangır bangır tellallığına soyunmuş olsalar da, böyledir bu.

Gerçek sanatçı, gerçek edebiyatçı, yazar ve düşünürler ancak açlık ı sezebilirler, ses vermeyen ayak tıpırtısının tınısını içten içe duyarlar. Pençesine aldığı mağdurun sessiz ve derin iniltisini, sızısını, ruh ve beden acısını ve hicranını, zakkum ağusu ağırlığındaki tarifsiz elemi hissetmenin ötesinde yaşarlar, hatta öle yazarlar.

Ölümün açıklığı, berraklığı, dobralığı, mertliği, doğruluğu yoktur açlıkta.

Çünkü insanlığımızdır açlık. Yani AÇ-LIK!

TAZİYE: Aziz kardeşim Ahmet Nedim Çeker in elem verici haberini birkaç gün önce bir dosttan duydum. Tarifsiz bir haldir bu. Üniversite de okuduğu sırada, gönderdiği bir mektup üzerine mektuplaşmıştık bir süre. Sonra, sanıyorum Ankara da vicahen tanıştık. Uzun ve bukleli saçlıydı. Kederdide ailesine, akraba, arkadaş ve dostlarına sabır, kendisine mağfiret diliyorum. Ah deli oğlan!