Açlığın nöbetini tutan Suriyeli çocuklara sahip çıkalım

Abone Ol

İnsanlığımızın ve de Müslümanlığımızın sınandığı çok

kritik süreçlerden geçiyoruz. Suriye deki iç savaştan kaçarak ülkemize sığınan

muhacirlerin sayısı iki milyonu buldu. Kamplarda başını sokacak bir yer, sıcak

bir kap yemek bulanlar şanslı. Ya bulamayanlar Onlar o kadar çok ki.

Önlerinden ya başımızı eğerek geçiyoruz ya da durumları

hakkında vicdanımızı rahatlatacak yorumlar yaparak.

Neler demiyoruz ki: Tembel insanlar olduklarını,

çalışmayı sevmediklerini mi dersiniz, aslında çok zengin olduklarını yine de

dilendiklerini mi

Bu yüzden çöpten ekmek ayıklayan kadın uykularımızı

kaçırmıyor.

Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir hadisi

vaaz malzemesi ya da sohbet konusu olduğu için onu buna karıştırmamaya

çalışıyoruz.

Yardım kuruluşları tepenin arkasındaki açlar için geceli

gündüzlü çalışıyor.

Hatta kimi zaman bu kuruluşlar arasında kıyasıya bir

rekabete bile şahit oluyoruz. Bu hayırda yarış manzarası gözlerimizi

yaşartıyor.

Gelgelelim, burunlarının dibindeki aç ve muhtaç

insanların varlığına o denli duyarlık göstermiyor bu kuruluşlar.

Belki de gösteriyorlar da biz bilmiyoruz ya da hepsine

birden yetişemiyorlar.

Yetimlere, açlara ve muhtaçlara kurumsal yardım tabi ki

önemli.

Fakat asıl olan toplumun vicdani ve İslami sorumlulukla

yanında yöresindekine karşı hassasiyet göstermesidir.

Ensar-Muhacir kardeşliği gibi lokmalarını bölüşmeleri,

mağduriyetleri paylaşmalarıdır. Geçen yıl bir program için gittiğim Mardin de

bunun güzel bir örneğine tanık olmuştum. Şehre göç var; ama sokakta dilenen hiç

kimseye rastlanmıyordu.

Oturup çay içtiğimiz Mardinli bir esnafa birçok şehirde

görülen Suriyeli sığınmacı dilenci manzaralarının Mardin de olmamasını merak

edip sordum.

Neredeyse 40 yıldır Mardin de yaşayan esnaf arkadaş bu

sorunu halk olarak çözdüklerini söyledi.

Şöyle ki, bütün sivil toplum örgütleri, hayır kuruluşları

bir araya gelmişler sokaklarda dilenen ya da aç gezen insanları toplayıp

dilenmemeleri şartıyla ne ihtiyaçları varsa karşılayacakları sözünü vermişler

ve de bunu gerçekleştirmişler.

  Mardin de dilenci

görmek bizi incitir sözleriyle bağlıyordu sözlerini bu arkadaş. Gıpta ettim.

İşte, doğunun vakarı ve ışığa kaynaklık etme sebebi bu,

dedim içimden.

İstanbul gibi büyük şehirlerde perişan halde sokaklarda

yaşayan insanlar için imkân noktasında yapılacak çok şey vardır kuşkusuz.

Belediyeler her günü Ramazan bilip bu insanlara

aşevlerinde yemek verebilir. Cami cemaati hayır üzere örgütlenip tıpkı camiye

her Cuma namazı çıkışı yardım eder gibi bir heyecanla muhacir kardeşlerimize

gürültüsüz patırtısız yardım yapabilirler. Herkes kendi mahallesindeki mağdur

ve muhtaçlara yardım etse mesele hallolur.

Çocukların dilendirilmesi hem millet hem devlet

sorunudur. Bunu görmezden gelemeyiz. Esnaf arkadaşın Mardin e yakışmaz dediği

şey Türkiye ye hiç yakışmaz.

Yaralı leylekler için hastaneler açan, sahipsiz kedi ve

köpekler için barınaklar kuran bir ecdatla her fırsatta iftihar edip böyle bir

medeniyetin mensubu olmakla övünenler insan ve insan için seferberlik

noktasında duyarsız kalamazlar.

Çaresiz kalma lüksleri hele hiç yoktur.

Biz istersek lüks ve israf gibi şımarıklık belirtisi

hadsizliklerimize son vererek yardıma ihtiyaç hisseden insanların sıkıntılarını

giderebiliriz.

Eğer bunu başaramıyorsak ve hâlâ sefahatle sefalet yan

yana yürüyorsa bir şeylerin eksikliği ve buna mukabil bir şeylerin de fazlalığı

ile ilgili bir durum var demektir. 

Eksik olan şey kendimiz için istediğimizi başkaları için

de istemek inceliği, kardeşlik bilinci ve empati; fazla olan şey ise

bencillik, mülkiyet hırsı, dünya telaşı ve de sorumluluğu başkasına havale etme

alışkanlığı gibi aşırılıklardır.

Çoluk çocuğu ile soğuk sıcak demeden sokaklarda ve

harabelerde aç susuz yaşama savaşı veren Suriyeli muhacir kardeşlerimizin

içinde bulunduğu duruma alışıp neredeyse normal bir şey saymaya başladık gibi.

Akşam yemeğinde boğazımızdan lokmalar hiç takılmadan geçiyorsa onları da kader

mahkûmu listesine dâhil ettiğimizin resmidir.

Diri diri toprağa gömülen çocuk hesap günü bunun hesabını

soracaktır evet; ama göz göre göre aç ve açık bırakılan, kendi haline terk

edilen çocuk da bunun hesabını mutlaka biz karnı tok ve sırtı peklerden

soracaktır.