Acıyı harflere sığdırmak !..

Abone Ol

Acıyı harflere sığdırmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.

Kişisel ya da toplumsal acıları ne kadar ifadeye çalışırsanız çalışın eksik

kalacağı kanaatindeyim. Acıyı harflere sığdırmak mümkün değildir. Herkes

kendine göre ifadeye çalışır. Ama harflere sığmayan acıyı yüreğe sığdırmak

mümkündür. İyi ki yüreğimiz böylesine her türlü acıyı tedavi edecek güçte

yaratılmıştır Yüce Allah (CC) tarafından. Öyle olmasaydı yaşanan acıların

arkasından yeniden hayata tutunmak, hayatı sürdürmek mümkün olabilir miydi

İnsanlar acılarını yüreklerine gömme başarısını inançları ile başarabilirler.

Ölümün geçici hayattan ebedi hayata intikal olduğu inancı insanların ölüm

karşısında ayakta kalmalarını sağlar. Tüm bunlar insanların acılar karşısında

ayakta kalmakta zaman zaman güçlük çekmedikleri anlamına gelmez. Aslında acı ve

sevinç hayatın ayrılmaz iki yüzünü yansıtır. Aynen gülmek ve ağlamak gibi.

Acıyı bilmeyen sevinci, ağlamayı bilmeyenin gülmeyi bilmesi mümkün olmaz. Kim

bilir belki de yaşanan acılar insanın olgunlaşmasını, ebedi hayata

hazırlanmasını sağlar. Toplumumuzda ağlamayı sadece hanımlara has bir duygu

imiş gibi takdim eden, bana göre yanlış bir nitelendirme olan Erkekler

ağlamaz atasözü vardır. Erkekler duygusal tepkileri olmayan varlıklar gibi

algılanmıştır. Bu sözü doğru kabul ettiğimiz takdirde ağlayan erkekleri erkekten

saymamamız mı gerekir

Soma da yaşanan felaket karşısında ağlamayan, kimse kaldı

mı Kimisi acısını hıçkırıkları ve gözyaşları ile dışa vurdu, kimileri de

kendilerini sıkarak gözyaşlarını içlerine gömerek boğazlarında düğümlenen acıda

gizlemeye çalıştılar. Felaket ile ilgili olarak olay yerine giden ve orada

insanların karşısına çıkarak duygularını ifade etmek zorunda kalan devlet

adamları ve sivil toplum örgütlerinin sorumlarının hepsinin konuşmakta güçlük

çektiğini gördük. Konuşmak istiyorlar ama cümle kurmakta güçlük çekiyorlardı.

Ama kendilerini de bir şeyler söylemeye mecbur hissediyorlardı. Ya felaketin

başından sonuna kadar orada görev yapmak, ocaktan bir canı daha sağ

çıkartabilmek için çabalayanlar, olaylarla ilgili toplumu bilgilendirme

görevini üstlenmiş olan devlet adamları, sağlık görevlileri, kurtarma ekibinde

bulunanlar ile medya mensuplarının yaşadıklarını belki kendileri bile ifade

etmekte güçlük çekeceklerdir.

Kısacası acılar duygusallığın zirve yaptığı anlardır. Bu

anlarda serinkanlı davranmak çoğu zaman mümkün olmaz. Ancak bu anlar geçip

insanlar kendilerine gelmeye başladıklarında hayatın gerçek yüzü ile

karşılaşırlar. Çünkü geride kalanlar hayatlarını sürdürmek durumundadırlar.

Onların desteğe ihtiyaçları vardır. Bu destek sözü akla sadece maddi desteği

getirmemelidir. Maddi destek de önemlidir ama kaybettiklerinin yüreklerinde

oluşturduğu boşluğun sevgi ve saygı ile doldurulması gerekir. Bu görev

öncelikli olarak yakınlarına, sonra da ilgili kurumlara düşer.

Bu noktaya temas edişimin sebebi, aşırı tepki veren bir

toplumuz. Bir anda tepkimiz kontrolsüz bir şekilde yükseliyor ama bu

hassasiyetimiz kısa zamanda yerini unutkanlığa terk ediyor. Bu bakımdan, şu

günlerde nasıl millet olarak Soma felaketi karşısında bir bütünlük oluşturmuş

isek, bu birlikteliğin devamına bundan sonra daha çok ihtiyaç vardır. Özellikle

de yargısız infaza yönelmeden, faciada sorumlular var ise mutlaka bunların

tespit edilmesi, yaşanan acıların hesabının sorulması gerekir. Yani, olay bir

süre sonra unutulmaya terk edilmemelidir. Acının tek ilacı sabır ve zamandır

ama yenilerinin yaşanmaması için de olayların unutulmaması gerekiyor. Yaşanan

acıların kısa zamanda unutulması, yeni acıların yaşanmaması için atılması

gereken adımlar ve alınması gereken tedbirlerin alınması engeller. Bu ise

payımıza hep acı ve gözyaşının düşeceği anlamına gelir.