Yirmi beş yıl boyunca Türkiye‘nin Kürt meselesiyle yegane teması ‘bebek katili Apo‘ ve şehit cenazeleri oldu.
Ne Diyarbakır cezaevindeki işkenceler, ne anadilinden başka dil bilmeyenlerin başına gelenler, ne kimlik meseleleri, ne yakılan köyler vesaire... Kaldı ki şehit cenazeleri Levent Camii‘nden, Teşvikiye‘den, Cihangir‘den de pek kalkmıyordu. Denizli‘de, Mersin‘de ve bizzat Güneydoğu İllerinde ise üst üste bayrağa sarılı tabutların önünde gözyaşı dökenlerin görüntüleri neredeyse kanıksanmıştı.
Beyaz Türklerin ilgisizliği ve cehaletine, şehit cenazeleri nedeniyle duyulan nefret ve öfkeyi ekleyin. Bunun ideolojideki karşılığını milliyetçiliğin diliyle besleyenlerin de katkısıyla, devletin propagandası resmî dilden, zihinaltımızın diline yerleşti giderek. Kürt meselesi buydu sadece.
Şimdi kanın durması için siyasi veya vicdani laflara çok gerek duyulmayan, devletin resmî propaganda dilinin eleştirilmesinin bile gerekmediği bir dönemdeyiz. Asıl önemli olan, yıllarca halka yapılan propagandanın aksine, mülayim bir dille, elinde silah olan örgütü halkın tepkisini çekmeden ovaya indirmek. Haberlere bakılırsa, Kuzey Irak yönetimi ile MiT‘in yaptığı çalışmalar ardından Kandil‘deki şiddete bulaşmamış PKK‘tıların Mahmur*a yerleştirilmesi ve kısa sürede Türkiye‘ye giriş yapmaları gündemde. Türkiye‘nin ilk etapta PKK‘dan kopup Kuzey Irak‘ta yaşayanların gelmesi için zemin hazırlayacağı, Mahmur‘dan gelenlere istihdam sağlayacağı da söylenenler arasında. Buna bir de devletin Kuzey Irak yönetimiyle yakınlaşması ve bu sorunu birlikte çözme hamlesini ekleyin. PKK‘yı tasfiye etme meselesine karşı Kuzey Irak‘taki Kürt liderlerin belli bir mesafesi söz konusu olsa da, Türkiye‘yle ilişkilerini giderek güçlendirmek durumundalar. Bu konuda kendi çıkarları da söz konusu olduğuna göre geri adım atmaya niyetli görünmüyorlar...
Hükümet, bu süreçte DTP‘nin dışlanmasından siyasi bir yarar elde etme hevesiyle hareket ederse, sadece demokrasi yara almakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal ayrışmanın derinleşmesine de ortam sağlar.