Doğuda, Kürt kökenli pek çok ulema ve meşayih vardı; Mevlânâ Halid birçok Türk mürşidin mürşididir, Abdulhakim Arvasi, Şeyh Seydâ, Muhammed Emin Efendi Kürtler kadar ve belki daha fazla Türkler tarafından sevilmiş ve sayılmışlardır. Dinlerine canları kadar değer veren ve bu uğurda isyanı, ölümü göze alan Kürtler şimdi nasıl oldu da bir avuç Marksist, dinsiz, namazsız, niyazsız insanın peşine takıldılar (takılanlar için söylüyorum)?

Son iki asırda ulusçuluk ve bunun uzantısı olarak ulus devletler ortaya çıktı, giderek hakim oldu; Batı‘da ulusçuluğun içinde ırk ve dil yanında dinin de etkisi önemli oldu ve olmaya devam ediyor ("Avrupa birliğinin temelinde Hristiyanlık vardır" diyen pek çok Avrupalı mevcuttur).

Türkiye çağdaşlaşma (muasırlaşma) adına Avrupalılaşmaya karar verince Osmanlı bakiyesi "kökenleri çeşitli" toplulukları nasıl bir ulus yapacağı konusunda isabetle bir karar alamadı, uygulama yapamadı (zaten de yapamazdı). Kürtlerle savaştı, gayr-i Müslimleri sürdü, Alevileri yok saydı, Sünnîlere baskı yaptı; dillerini, harflerini, ezanlarını, kıyafetlerini, kanunlarını... cebren değiştirdi. Sonunda artık içten (kalbden ve zihinden) bölünmüş, parçalanmış, sopa korkusu olmasa birbirine düşecek (zaman zaman da düştüler), etkili ve bütünleştirici bir birlik unsurundan mahrum "ulus" var.

Şimdi ne olacak? Bu sorunun cevabını veren akıldaneler çok ve çeşitli. Kimine göre "Herkes ya Türk olacak ve ya yok olacak", kimine göre çare parçalanmak, kimine göre parçalanmaya giden yolun taşlarını döşemek üzere bazı hak ve hürriyetler vermek... Ama kimsenin dönüp de dine baktığı yok!

Can alıcı soru şudur: Doğuda, Kürt kökenli pek çok ulema ve meşayih vardı; Mevlânâ Halid birçok Türk mürşidin mürşididir, Abdulhakim Arvasi, Şeyh Seydâ, Muhammed Emin Efendi Kürtler kadar ve belki daha fazla Türkler tarafından sevilmiş ve sayılmışlardır. Dinlerine canları kadar değer veren ve bu uğurda isyanı, ölümü göze alan Kürtler şimdi nasıl oldu da bir avuç Marksist, dinsiz, namazsız, niyazsız insanın peşine takıldılar (takılanlar için söylüyorum)? Biz nerede yanlış yaptık diye düşünmek yalnızca askere değil, sivillere de vacib olmuştur.

Hayrettin Karaman / YENİ ŞAFAK

Muhabir: Haber Merkezi