Acılar Evinde

Abone Ol

Büyük oluşun büyük dramı. Büyük acılar. Çaresizliğin çaresizliğinde büyük iç çekiş. Zor çok zor, acı, çok acı. Toplu bir ölüm resitali. Her insan tekinin çaresiz kaldığı ve ortada çırpındığı bir ân ve durum.

Milletimiz bu gibi durumlarda büyük bir dayanışma ruhuyla kendini belli eder. Normal zamanlarında da böyledir. Büyük oluşlar olmadığı, ama ölümün de bir hakikat ve gerçek olduğu zamanlarda, tekli ölümlerde komşuların dayanışması olur. Ölü evlerinde matem vardır. Acı ve keder vardır. Onların yatışması zorlu olur. İnsanlar yalnızken daha çok kendisiyle baş başa kalır, geçmişi, yaşanmışlıkları, yaşanabilecekleri zihninde kurar. Acı içinde yumaklanır ve âdeta boğar. Bu gibi zamanlarda insanın dayanağı yakınlarıdır, komşularıdır, sevenleri ve dostlarıdır.

Kederli evler neredeyse bir yıl boyunca keder yüklüdür. Acılıdır. Bir yıl boyunca komşuları için onların o durumları göz önünde bulundurulur. Yanlarında veya yakınlarında seslerin duyulabileceği ortamlarda davranışlara ve sözlere dikkat edilir. Yüksek, şen ve şakrak seslerle konuşulmaz. Eskiden radyolar vardı şarkı ve türküler dinlenilmez. Süslü ve gösterişli giyinilmez. Ölenlerin adlarını veya onları çağrıştırabilecek hiçbir eylemde bulunulmaz.

Acılar evi ve çevresinde gösteride bulunulmaz. Onları rahatlatmak, ferahlatmak için ne gerekiyorsa yapılır. Onların mutfaklarında aş pişmez. O evlere sürekli olarak ocakta aş pişirtemeyecek denli yardımda bulunulur, koşulur. Bu, bir dayanışmadır.

Ülkemizin on ili cenaze evidir. Milletimizin manevî ruhu burada kendini gösterdi. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir dayanışma yaşandı. Kimin gücü neye yetiyorsa onu yerine getirmeye çalıştı.

Dua ve yakarı sığınağımızdır. İnsanımız bir yandan gücü yettiğince yardımına fiili olarak koştu, gidemediğinde maddî ve manevî desteğini gösterir. En son manevî dayanışmanın en güçlü olanı duadır. Yakarı ile Allah’a sığınır.

Cenaze evinde bir destekte bulunulurken insanların dikkatini çekecek şekilde bir gösteride bulunulmaz. Her şey sessiz sedasız yapılır. Cenaze evinde yapılacak bir iyilik ve yardım için müjde verilmez. Bu büyük oluşta, toplu ölümler var. Herkes kendi telâşında, çırpınışında. Bu, uzun bir zaman alacak gibi.

Cenaze evleri ve çevresi çekişme alanı değildir. İnsanların acıları üzerinden hesapların içinde bulunulmaz.

Köy cenaze evlerinde, biri gelip dese ki ben sana büyük bir tosun getirdim, al onu istediğin gibi tasarruf et dese bu yakışık alır mı? O nesne, o mal, o para umurunda mı? Bu tip kimseler gün görmemiş kaba kimseler olarak bilinir. Hayatı boyunca biriktirdiği, yapabildiği, başını sokacağı bir yuvası olan birinin evsiz, barksız ve hatta en yakınlarını kaybettiği bir ortamda yüksek sesle verilen bu bağışların ne gibi bir kıymeti olur.

Onların manevî desteğe ve yakınlıklara ihtiyaçları var. Sessiz, sedasız, gösterişsiz, içten olanı yapılır. Yaparken onların ruhunun incinmemesine özen gösterilir. Dünyası başına yıkılmış, altında kalmış, çaresizlik içinde o artık bir teslimiyet içindedir.

Ah şu siyasanın kara yüzü, ah şu dünyalık gelecek telâşlıların yüzü, ah şu hesap içinde hesap yapanların bakışları, düşünüşleri… Acı size dokunmadığından kendi derdinizdesiniz. Canınız yanmadığından, konumunuzu, yerinizi, saltanatınızı yitirmenin ya da kapmanın telâşındasınız.

Sizin derdiniz sizsiniz, kendiniz için çırpınırsınız.

Siyasa goygoycuları, taraftarları, şaklabanları, ellerinde flamaları, dillerinde zehirli ve sunturlu laflarıyla palalarınızı savurup durursunuz. Derdiniz ve telâşınız kendiniz içindir.

Allah’ın ve kulun rızası için değil, kendi rızanız içindir çırpınışlarınız.

Karalamalarla, iftiralarla, insanları aşağılamalarla ne kazancınız olur, dünyalar sizin olsa ne olur. Bir deprem olur, bütün dünyalık saltanatlarınız, varlıklarınız, gururlarınız yerle bir olur.