Sancısı çoğalmıştı. Aceleyle hastaneye kaldırdılar. Tetkikler yapıldı. İki doktor sonuçları inceliyor arada kafalarını sallıyorlardı. Bir karara varmış gibi hareketlendiler. Fikir zehirlenmesi! Teşhis buydu. En son hangi kitabı okuduğunu, hangi kanalı izlediğini, hangi gazeteleri okuduğunu, sosyal medyada kimleri takip ettiğini sordular. Okuduğu kitapları tek okuyan kendisi değildi. Aynı kanalı izleyen… Neden diğerleri zehirlenmemişti. Bünye meselesi miydi İki doktor bu sefer başka bir tartışma içine girdi. Tedavi için ne yapacaklarına karar vermek zorundaydılar. Telefonu elinden aldılar. Televizyon yerinden söküldü. İçeri gazete sokulması yasaklandı. Bir süre tecrit altında kalmalıydı.
Son zamanlarda artmıştı çünkü benzer vakalar. Aciller cevap verememeye başlamıştı. Birçoğu ise zehirlendiğinin farkında değildi. Bu salgın çok tehlikeliydi. Endüstri casusluğuna benziyordu biraz. Zehir yayıldıkça işi kolaylaşanlar, salgından nemalananlar vardı.
Şaşkındı. Zehirlendiğine hâlâ inanamıyordu. Beynindeki kimyasallar bu sorgulama karşısında coşmaya başlamıştı. Başının ağrısı bu yüzden olmalıydı. Teraziyi aradı. Tüm olanları tartacaktı. Bulamadı. Uzun zaman o teraziye hiç ihtiyacı olmamıştı. Satıcının terazisine sonsuz bir güven büyütmüştü. Bir ur gibi büyüdüğünü nereden bilecekti
İyi de koskoca televizyon onu neden kandırsındı Gazete bu, ortaya çıkacağından korkmadan yapmazdı yalan haber. Yapmamalı mıydı yoksa! Yoksa yapabilir miydi Eskiden nasıl oluyordu bu işler diye kafa yormaya çalıştı. Dünü unutmuştu! Yarın ise çok uzaktı. Bugününü kurtarmanın derdine düştüğünü sandı. Fakat damarlarındaki zehir buna izin vermiyordu. Sistemin yüceltilmesinden başka yapabildiği bir şey yoktu. Kendisine faydası yoktu. Kandırıldığını hissetti.
Güvenmenin bedeli bu muydu Sorgulayan yanını ne zaman öldürdüğünü düşünmeye çalıştı. Kendi fikrinin olduğu zamanları. Lisede kalmıştı.
Cehalet elbisesini ne zaman giydiğini de hatırlamıyordu. Hiçbir şey bilmediğine nasıl inandırmışlardı onu. Nasıl kabul edebilmişti… onun yerine düşünenler de kim oluyordu. Maaşlarına göre fikri değişenlerin derdi neydi Gerçek hep tek değil miydi
Bünyesini zorladığını hissetti. Derin bir nefes almalı ve durmalıydı. Evini yeni almıştı. Başka zaman olsa alabilir miydi İşsizlik var diyorlar bir de. Eşi nasıl iş bulmuştu peki Türkiye büyüyordu ama. Eskisi gibi değildi. Yoksa yalan mı söylemişlerdi Niye yalan söylesinlerdi ki…
Ev sahibi olmak için çocuklarından nasıl vazgeçtiğini hatırlayıverdi. Hiç böyle düşünmemişti. Krediyi ödeyebilmek için eşinin de çalışması gerekmişti. Çocukları bakıcının elinde büyüyor fakat her anında annesinin şefkatini ve kokusunu özlüyordu. Babasının kucağını, karşıdan karşıya geçerken sıkı sıkı elini saran elini özlüyordu. Anlayamamıştı.
Hiçbir mesele için üç dakikadan fazla kafa yormadığını hatırladı. Büyüyen ve başkalarına borç veren ülkesinin hazine bakanlığı sitesine girip oradaki verileri hiç merak etmediğini, dış politikanın ne olduğunu, bölgemizde yaşanan hadiselerin tarihçesini hiç merak etmediğini düşündü. İnanmanın ve güvenmenin kendisini bu denli suçlu hissettireceğini kırk yıl düşünse kestiremezdi.
Esareti unutalı beri özgürlük kelimesine bu kadar ihanet edilen başka bir zaman var mıdır acaba diye dertlendi. Şehit haberlerinin bir partinin oyunu yükseltiyor olmasını nasıl mantıklı bulduğuna hayıflandı. Ayıpladı kendisini. Demokrasi adına kendisine dikta edilen mevzular bir bir belirmeye başladı zihninde. Madem herkes bu memleketin menfaati için uğraş veriyor. Niye koalisyon kurulamıyor Sandalye sayısı önemsizleşip bütün seçilmişler niye ortak bir ülke menfaati bulamıyor Yoksa… olabilir mi Beni kandırıp kendi menfaatlerini önceliyor olabilirler mi Yok canım. Daha neler. İstedikleri olana kadar seçime gitmeye devam mı edecekler yani Benim fikrim gerçekten de önemli mi acaba Vekilleri belirlerken benim fikrimi almasalar da seçimi bana yaptırdılar sağ olsunlar. Benim tercihimi mi beğenmediler
Yoksa… yoksa siz beni beğenmiyor musunuz
Kafasında daha nice sorular birikti. Bünyesi kaldıramadı. Bayıldı. Doktorlar şaşkındı. Karantina istekleri kabul görmedi. Adını koyamadıkları bu zehirlenme vakası üstleri tarafından muteber bulunmamıştı. Çare, çaresizliğe terk edildi!
Acı acı yutkundu doktor. Ellerini başının arasına almaya yeltendi. Çağrı cihazı öttü. Acil servise yeni vakalar gelmişti. Baygın yatan hastasına baktı: “Kalbinin asıl sahibini hatırla!” dedi.
Sizde hatırlayın ve unutmayın olmaz mı
Kalbinizin sahibine emanet olun…
Eyvallah!!!