Açık toplum, kapalı toplum… Her şeyin tartışabildiği hayatlar, baskı altında tutulan milletler. Bir kişi üzerinden yürütülen efsaneler, büyütmeler, küçültmeler… Diğer yanda rasyonel adımların çoğalttığı meşveretler…
Sahi nedir açık toplum ve siyasetle alâkası nicedir?
İlk, Henry Bergson dillendirmiş açık toplum kavramını... İddia bu. Sonra Karl Popper sahiplenmiş açık toplum fikrini… Geliştirdiği ifade edilse de, hesap verebilen… Hesap sorabilen. İnsan haklarını, insan hak ve onurunu temel kabul eden anlayış ise açık toplum… Bunun işaretleri kuranda mevcuttur.
Suçun bireyselliği… Oğlun yaptığı bir fiilden ötürü babanın ya da ailenin suçlu sayılmayacağını ilan eden ayetleri, hadisleri insanoğlu duymadı mı daha?
İstişare nedir? Toplumun yaygın bir şekilde idareye, yönetime katılması değil midir? Yönetenlerin, toplumsal tepkileri göz önünde bulundurarak, yeni yol ve yöntem belirlemeleri… Halkın durumunu gözetmeleri emredilmemiş midir?
Adaleti ayakta tutan bir anlayış… Herkesi tartan terazinin aynı olma kuralı… Toplumun sınıflara bölünmesinin yasak edildiği bir hayat tarzı… Bunu inancımız emretmedi mi?
Açık toplum… Hayırlı ümmet… İyilikleri çoğaltan, kötülükleri azaltan çabanın ta kendisidir.
Dizginsiz kapitalizmin… Öfkeye kapılmış komünizmin ve sosyalizmin, kuralsızlığı kural edinmiş liberalizmin insana, siyasete, toplumlara sunacağı ne olabilir?
Wallas büyük toplum demiş… Demiş de ne yapmış? Toplumun büyüklüğü, hukuku, insanlığı öne çıkarmasında yatar.
Kabilecilikten insanlığa geçişi emreden… Cahilliye adetlerini ayaklar altında alan inanç… İslam değil midir?
Wallas bunu dillendirmiş ama İslam’dan bihaber gözlerini kapatmış bu dünyaya.
Bize düşen ne olmalı peki?
Açık toplumlarda siyasetin macerasını… Sergüzeştini doğru ortaya koymak, bulutları gökyüzünde korkutucu olmaktan kurtarmak gerekir.
Açık toplum fikri… Farklı zamanlarda, farklı insanlar tarafından dillendirilmiş olsa da, Kur’an’ı açıp mealini bakanlar… Şöyle bir zahmet verip de, özüne dönenler, siyasete ve siyasetçiye yüklenen manaları, ödevleri iyi görürler…
Görürler de, beyinleri çatlar… Sorumluluktan ötürü bir daha siyasetin sergüzeştinde birey olmak dahi istemezler. Vebal büyük…
Vebal demek, insanlara tek gözle bakmak demek… İnsanlara adaletle muamele etmek demek, dil, renk, toplum ayırımı yapmadan… İnsanı Allah’ın bir ayeti olarak görerek yaklaşmak gerek…
Tek kutba doğru yürüyen dünyaya inat, farklılığı, varoluşun bir gereği saymayı bilmek lazımdır.
Açık toplum, gizlisi saklısı olmayan… Milletten uzak durmayan… Milletin sözcülüğünü yapan anlayışın kendisidir.
Bizde durum nedir?
Arabesk bir anlayışın sürüp gittiğini söylemekte beis yoktur.
Hesap verebilen yapılar çok azdır… Hele milletin karşısına geçip, göğsünü gere gere olup biteni anlatan, halka sunum yapan siyasetçiler, siyasi anlayışlar çok sınırlıdır.
Açıklık, şeffaflık... Hesap verebilirlik güzel hasletlerdir.
Hz. Ömer’in sözünü kulağımıza küpe yapmamız gerekir… Yanlış yaparsam ne yaparsınız bana, diyor sahabelere… Verilen cevap ne güzel…
Kılıçlarımızla düzeltiriz seni.
Buradaki kılıç, kesen, öldüren kılıç değil, sözle, nasihatle, toplumsal baskıyla düzelten kılıçtır.
Karl Marks’ın sunduğu kapalı toplumlarda gözyaşı, mutsuzluk ve diktatörlük vardır… Açıklık hep iyidir, hep iyidir.