Bugün Gazze’de yaşayan bir avuç insanın yaşamak zorunda bırakıldıkları acı ve zorluklar ve de hepsinden öte katliam karşısında ortaya çıkan sessizlik (özellikle ülkeleri yönetenler tarafından) insanın aklını, muhakemesini, ruhunu yok ettirecek kadar büyük bir ağırlık barındırıyor. Bütün dünyanın gözlerinin önünde vahşice bir katliam yapılıyor ve bu katliam karşısında dünyanın hiçbir tarafından cılız da olsa bir isyan yükselmiyor. İnsanların ortaya koydukları tepkiler, onları yönetenleri harekete geçirecek etkiden yoksun maalesef. Öte yandan politik kurnazlıklar ve stratejik yaklaşımların hepsi insanların bu isyanını, bu ne oluyor haykırışını bastıracak şekilde işliyor.
Zaman durdu sanki. Hele bu kadar zalimce bir süreçte bile tarafsızlıktan bahsetmek insan vicdanını, aklını, merhametini iptal etmek demektir. Vicdanı, aklı, merhameti iptal edilmiş bir insan ancak bu “Siyonist” vahşet karşısında aptalca gerekçeler ileri sürerek yokmuş gibi yaşayabilir. İsyan etmeden tarafsız olduğunu ya da apolitik tavır aldığını veyahut olayı sadece HAMAS’ın ne olup olmadığına indirgeyerek hareket edebilir. Her zaman olduğu gibi bugün de Filistin, insanlar için insanlığın vicdan testinden geçtiği en önemli sınav alanıdır.
Bu saldırılar, saldırıyı yapan zalimlerin de ifade ettikleri gibi hiçbir strateji filan barındırmıyor, tamamen bir etnik temizlik için yapılıyor ve bunu da açık açık ifade ediyorlar. Ortada kapsamlı bir insani durum varken, hiçbir şey yokmuş gibi davranmak da elbette tarihe kara bir not olarak kaydedilecektir. Bugün bütün hisler ‘utanç’ta birleşiyor. İnsanın yaptığı ettiği her şeyden utandığı, nefessiz kaldığı bir yere evriliyor. Onun için bugün bu yaşanan zulmü, bir bütün olarak ele almak ve de bütüncül bir şekilde yaklaşarak ‘Filistin Davası’nı baltalamadan bilinçli bir şekilde konuya yaklaşmak gerekiyor. İşte tam bu noktada popülizme prim vermeden neler yapılabilirse onları yapmak gerekiyor.
Çünkü bu sadece bir günlük olup biten bir şey değildir. Ve böyle giderse de olmaya devam edecektir. Onun için bilinçli bir adım şuursuz on adımdan daha faydalı olacaktır. Bütün dünyayı bu noktada birleştirmek, harekete geçirmek gerekiyor. Bunun için öncelikle varsa(!) ‘İslam Dünyası’nın bir silkelenmeye ihtiyacı var. Sonra da Filistin Davası’nı doğru anlatmak gerekiyor. Öyle ki bugünkü Gazze’yi de Kudüs’ü de işgali de o açık cezaevi halini de net bir şekilde anlatabildiğinde Filistin’in varlığı, özgürlüğü de ortaya çıkabilsin. Yoksa dünyada Filistin diye bir mesele yok. Bir ülke yok, bir kimlik yok. Ve bu çok acı.
Yani bu zalimler yarın ateşkes ilan ettiğinde her şeyi unutup, bir sonraki vahşet beklenilmesin. İşgalcinin işgalini sonlandıracak ve özgür Filistin’i, Kudüs’ü var edecek adımlar için bitmeden tükenmeden çaba göstererek ancak o zaman üzerimize çöken bu utancı atabilir, bu kanamayı durdurabiliriz. İsrail’in bu arsızlığının, pervasızlığının tek bir açıklaması var; o da Müslüman ülkelerin parçalanmışlığı, zihinsel, duygusal olarak paramparça olmuşluğudur. Şayet İslam dünyası yekpare olabilseydi ne Batı bu zulmü destekleyebilirdi ne de İsrail bu kadar cüretkâr olabilirdi.
Onun için dünyanın sonu geldi, kıyamet kopacak vb. diyerek (elbette dünyanın sonu gelecek, kıyamet kopacak) her şeyin daha da kötüleşmesini beklemek de (bu inancı yaygınlaştırmak da) İsrail’in bir diğer rahatlığı oluyor. Onun için kıyamet kopacak dahi olsa elindeki fidanı dikmekle emrolunmuş bir bilincin yapacağı en son şey böyle beklemeyi düşünmektir, aksine böylesi bir inanca sahip olanların yapacakları çok şeyler vardır. Bu noktada gafletten uyanmak ve gerçekleri görüp gereğini yapmak en büyük iştir. ALLAH yaptıklarımızı da, yapmadıklarımızı da biliyor. Ve hesap günü var. Çok şükür. Bu karanlık gece bittiğinde herkes kendi düştüğü hizadan sorulacaktır. Allah bize rahmet eylesin. Hoşça bakın zatınıza…