Acı da dillidir

Abone Ol

“Baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
Hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.”
[İsmet Özel]

Acının dili ortaktır. Düştüğü yerde yangın çıkartır ve orayı yakar. Bir o kadar da sarsıcıdır. Uyarıcıdır. Bu bakımdan insan acısını yaşayabildiği ve onu doğru anladığı zaman olgun bir noktaya doğru gidebilir. Belki talihsizlik, belki de genetikte bir bozulma yaşandığından acılar hiçbir şekilde bir derse dönüşmüyor. Ayni acılara daha çok muhatap olacak bir düzensizliğe, özensizliğe ve ciddiyetsizliğe doğru hızlı bir şekilde tekrar tekrar yelken açıyoruz. Onun için zaman aralıkları çok açılmadan gelen afetler bizde felakete neden oluyor. Belki bütün bu menfi durumların içerisinde en olumlu olan milletçe yürütülen dayanışma ruhu ve şuurudur.

Oysa insan, yaşadığı dünyayı daha güzele dönüştürebildiği oranda ve de anlamlar ve değerlerle edindiği tecrübelerden yola çıkarak ve o tecrübenin ötesine geçerek bir dünya oluşturduğunda acının bir merhemini bulmuş olacaktır.  Depremin yerinden oynattığı sadece toprak ve onun üzerindeki şeyler değildir. İnsanın bizzat kendidir. Sosyal, siyasal yapısı ve onu ayakta tutan değerlerin yerinden oynaması ya da yerine gelmesi ile alakalıdır. Bugün yaşanan acının tarifini kelimeler yapmaya güç bulamıyor. Ancak yine de anlamaya çalışmak lazım neden bu kadar kuralsız olduğumuzu, kendimize ihanet ettiğimizi. Çünkü sadece bizi dolandıran, eksik iş yapanların çürük iş yapmış olması değil bütün bu olup bitenlere göz yumanların büyük kusurudur. Kuralların ardından dolanan, onları esnetenlerin kendileri ile göz göze gelmeleri gerekir ve doğruyu ortaya çıkarmanın yolunu aramak bu an itibari ile bir zorunluluktur.

Bütün bu olup bitene göz yuman kendimizin sarsıntısı, yapay sağlamlığımızın yerle bir oluşunu görmek ve de onu doğru tahlil etmek zorunluluğudur. Olup biteni en açık hali ile göstermesi bakımından acı aslında insanlığımızı da sarsmıştır. Bu sarsıntının neye tekabül edip etmediğini zaman gösterecektir. Tıpkı önceki acıların yok sayıldığının yeni sarsıntı ile tekrar açığa çıkmış olması gibidir, bu deprem. Bütün bu acıların üzerine her şey dağılıp gittiğinde kimin acısı ile kimin garibanlığı ile baş başa kaldığını göreceğiz. Deprem, bütün bu katılığın içerisinde kendini gösteren şefkat ve merhametin izlerini göstermesi bu bakımdan umut var olunabilecek bir durumu işaret ediyor. Günler geçtikçe bu katılığı sağlayanların bunu devam ettirdiklerini gösteriyor. Bu nedenle acılara değil zamanın getireceği güzelliklere odaklanmak gerekiyor. İyileri ve iyilikleri yaygınlaştırmak da toplumsal iyileşmenin en öncelikli yollarından birisidir.

Bazen gördüğümüz şeyler bizi hayrete düşürüyor. Bütün bu olup biteni kendi lehine tahvil etmek isteyenler ile bütün bu olup biten yanlışlıkların sorumlularının aynı kişiler olması hayli ilginç olabilir ama değil. Bütün bunlara rağmen üstenci ve kibirli bir şekilde her şeyi kendi umdesinde toplama hastalığını da görmek gerekiyor. Ortaya çıkan ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı tavırlar ve söylemler, Gülten Akın’ın su dizelerini hatıra getiriyor; “Aynı dille konuşuyor / aynı dili konuşmuyoruz.”  İçimizde biriken tortuları çoğaltanları azaltmak ve daha bir umutla bakabilmek için dilimize, yüreğimize düşen acıyı sarmak ve daha ciddi olmak gerekiyor. Hoşça bakın zatınıza…