Acı çekeceksin, şair

Abone Ol

Bu ihanetler, yalanlar, kandırmalar…

Çelmeler, tepetaklak düşmeler olmasa.

Sahi sen nasıl şair olacaktın.

Velinimetindir bütün bu kemlikler, al çerçevele as

duvarına.

Acı çekeceksin.

Sen acı çektikçe kelimeleri gergefinde dokuyacaksın.

Öyle dümdüz bir dünya hayal etme.

Hiç olmayacak.

Savaşsız, kansız, cesetsiz bir yeryüzü düşleme.

Ütopyaların yıkılacak.

Bırak kötü diye çizginin ötesinde bıraktıklarını.

Aynı safların insanından gördüğünde aldatışları, yalanları,

döneklikleri.

O zaman zayıf şiirlerine can gelecek.

Bu acılarla kuvvetli dizeler çıkıp gelecek.

Hikâyeler gelip seni bulduğunda.

Çadır kızını, bey oğlu sevdiğinde.

Kırk yaşındaki kadın, delikanlıya vurulduğunda.

Pek de şaşırmayacaksın masum öykülere.

İlle ki entrikalar,iftiralar,yalanlar.

Saçların simsiyahken de kaçmıştın bu boraklardan.

Şimdi bembeyazken gelip sahillerine dokunduğunda o kirli

atık yüklü gemiler.

Masmavi yüreğin kömür karası kusar.

Acı çeke çeke olgunlaşacaksın.

Ellili yaşlarını boşuna şahit tutma.

Daha küçük bir çocuksun.

Kandırılacaksın.

Çocuğun yaşındaki dinozorların çelmesi ile yere

kapaklandığında.

Kahkahalar üzerine yağdığında.

Yanacaksın çıra gibi.

Bazen düşüneceksin.

Savaşlarda sen vardın.

Sen gözünü, kolunu, ayağını kaybettin.

Ayaklarını masadan indirmeyenler bire bin kazandı.

Oyunun kuralı bu şair.

Sen kaybetmeye mahkûmsun.

Hiç kazanamayacaksın.

Kimse sana övgüler dizmeyecek, alnından öpmeyecek.

Hatta yanında yürümeye bile yanaşmayacak.

Bir bahane bulup kaçacaklar.

İşleri çok olacak dostlarının.

Evini uzak bulacaklar.

Eşyalarını yoksul görseler iyi.

Düşüncelerin onlara çok fakir gelecek.

Çok küçük, mütevazı, tertemiz dünyanın sınırlarından

çıkmak için arkalarına bakmadan kaçacaklar.

Sadece dostların bile değil.

Öz kardeşlerin hatta anne ve baban bile köşeyi dönmeye

yanaşmadığın için senden hiç hoşlanmayacaklar.

Erdemi, onuru, namusu çok bayat küflü bulacaklar.

Sen zaten bayat ekmek yemeyi çok severdin şair.

İyi bilirim seni.

Yeryüzünün çocukları açken fırından taze ekmek almayı

kendine yasaklamıştın.

Bir haftalık ekmekleri yerken bile suçluluk duymuştun.

Ben şahidim.

Bir yakının dünkü salatayı dökerken çığlık atmıştın.

Birini katlediyormuş gibi ürpererek bakmıştın ona.

Sen bu insanlık savaşında tek başına bir Mirliva.

Kanlıca’daki yalılarda hiç oturmadın.

Asitan bir köşen bile olmadı.

Toprak ve su ağası da olmadın.

Yaylı kayıklarda hiç dolaşmadın.

Kuramlar seni bordürleyemedi.

Sen Yemen’de de vardın, Asir’dede.

Paçavralar içinde göğüs güğüse harplerin en namuslu neferiydin.

Sonra ne mi oldu.

Öz yurdunda gurbette gibi kaldın.

Barış yok sana.

Sulhün içinde bile harp etmek düşecek kemliklerle.

Hatta yüzlerce yıl önce de.

Zengin halifelere muhalif olduğu için kuyulara,

zindanlara atılan âlimlerin mirasçısısın.

Asırlarca sonra da olacaksın.

Sen de bu yürek oldukça hiç ölmeyeceksin.

Her devirde olduğun gibi kalacaksın.

İnsanların hiç umurunda olmayacaksın.

Dürüst kriterlerinden hiç hoşlanmayacaklar.

Seni görünce yollarını değiştirecekler.

Sense gördüklerine yana yana,acı çekeceksin.