BAZI haberler, bilgiler peş peşe geliyor bugünlerde. Kimisi sevindirici, kimisi ise iç karartıcı, yürek yakıcı. Hatta hatta yakışmaz nitelikte.
O zaman yakışmaz, acıklı olanından başlayalım. Dün bir gazetede şöyle bir haber vardı :”Şimdi 5 ‘i bile bulamayıp 3’de kalıyor, oysa dün 3 kupalı idi...” Neyi mi anlatıyor Şunu; Beşiktaş Basketbol takımı önceki sezon Demirören Grubu’nun sponsorluğunda ve Ergin Ataman ustanın yönetiminde salonların altını üstüne getirmiş ve hem ligi, hem kupayı, hem de bir Avrupa Kupası’nı müzesine götürmüştü. O Beşiktaş, Efes’ten sonra ülkenin ilk takımı oluyordu üç kupayı birden aynı sezonda kazanan... Hem de kaliteli ama basketbol için çok kısıtlı kadrosuyla... Şimdi ise Koca Beşiktaş bırakın vasat bir beşi parkeye sürmeyi, kadrosunu üç kişiden fazlasına ulaştıramamış durumda imiş. Ayıp ve de yazık! Yıldırım Demirören başkanlığı bırakmış olabilir. Ama bu aile kökten Beşiktaşlı değil midir Öyledir. O halde Erdoğan Bey, “Bana ne oğlumdan, ben has Beşiktaşlıyım” diyerek neden sponsorluğu devam ettiremedi Yakıştı mı Erdoğan Bey Siz ki yılar önce kulüp batmak üzere iken elinizi uzatmıştınız. Şimdi ne oldu Yıldırım Bey’in başkanlığı mı önemli, yoksa Beşiktaş mı Lütfen cevap!
***
Roberto Carlos’ta kriz. Gazeteler ve televizyonlar böyle yazıp, bağırıyor Nedeni de şu: Carlos’un diploması bizim ligde teknik adamlık yapmak için yeterli değil. Peru’dan aldığı bu diploma bizim ligde, daha doğrusu UEFA sınırlarında geçmiyor. Sivaslılar problem yok demişmişler ama ben daha önce bu ülkede yaşanmış benzeri bir hikayeyi size özetleyim. 1972’de Fenerbahçe, Didi’yi getirmişti. Didi de buraya gelmeden önce 1970 Dünya Kupası’nda Peru’yu çalıştırmıştı. Diploması o ülkedendi. Bizde geçmiyordu. Problem çıktı. Sonra rahmetli Emin Cankurtaran, o zaman ikinci başkandı, devreye girip(!) sorunu haletti ve Didi 2,5 sezon görev yaptı. Hani Sivaslılara bilgi edinsinler diye...
***
Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Galatasaray’a stat konusunda sitem ederken, “Madonna’yı getirirken, genel kurullarına başvurmadırlar” demiş. Bunun üzerine de Ünal Aysal başkan, o başka bu başka demiş. Mesele şudur; Madonna bir gecelik iştir. Yönetimin yetkisi alanına girer. Ancak bir sezonluk stat konusu genel kurul meselesidir. Sağlıklı bünyelerde bu böyle olur ve olmalıdır da... Mesela takımını, kendi çıkarları, kendi şirketlerinin yatırımları için nerelere götürenler var, ama siz siz olun böyle illegal toplara girmeyin derim. Yani kulüplerinizi babanızın çiftliği gibi yönetmeyin. Bu nedenle Fikret Orman başkan, Galatasaray’ı Madonna örneği ile eleştirmemelidir.
***
Nihayet Tolga, Beşiktaşlı oldu. Bu Tolga tam tamına 17 sene Trabzonspor bünyesinde görev yapmış. Taaa en alt yapıdan, taaa en üst yapıya kadar. Bu transfer aslında tam bir transfer değil. Bir insanoğlunun hayattaki en birinci varlığa annesine sahip çıkması. Onun için çok şeyden vazgeçmesinin bir yansımasıdır bu... Allah, bu vatana böyle evlatların çokluğunu nasip etsin! Yoksa tencere tava çalmak, Taksim’i harp meydanına çeviren 1990 diye anılan kuşaklara bizim hiç hiç ihtiyacımız yoktur. Hele hele parklarda evlenmeye kalkan şaşkınlara hiç... Tolga için ne yapılır bilemem ama varsa bir Nobel verilmedir bence...
***
Hazır Tolga’dan söz etmişken, Mehmet Topal’a değinelim. Fenerbahçeli Topal, malum amansız derde yakalanmış çocuklar için bir etkinlikte bulunmuş. Yanına da Hasan Ali ile Bekir’i almış. Helal olsun Mehmet! Sadece sahada topa vurmak değil, böyle insanoğlu insan olmak da vardır bu hayatta. Ben olsam Fenerbahçe Kulübü’nün yerinde Topal’ı bir şiltle veya her neyse bir şekilde ödüllendirir, örnek teşkil etmesini sağlarım. Transferlerde çuvalla para kaldıranlardan böyle jestler beklemek hakkımız değil mi
***
Bu akşam Trabzonspor 4-2’nin rövanşına çıkıyor. Umarım bu yazının başlığını bu maç için atmayız. Aman çocuklar dikkat!