AB’nin Hıristiyan Birliği olduğunun farkına varmak!..

Abone Ol

Almanya’nın darbecilere ve teröristlere kucak açtığını görmeyen ve bilmeyen kalmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta verdiği dosyaların sayısını binlerle ifade ediyor. Bunca dosya gönderilip suçluların iade edilmesini istememize rağmen cevap verilmiyor, Türkiye’yi değil de terör örgütleri ve darbeciler tercih ediliyorsa böyle bir ülkenin yöneticileri de değişmediğine göre yaptıkları açıklamalarda iktidar olduklarında Türkiye ile müzakerelerin kesileceğini açıklamalarına alınmanın fazla bir anlamı kalmıyor. Kaldı ki, 50 yılı aşkın bir süreden beri aralarına almadıklarına göre almayacaklarını söylemenin anlamı olabilir mi? Söyledikleri aslında sürdürülen uygulamanın bir kez de sözlü olarak ifade edilmesinden ibaret.

Almanya Başbakanı Merkel ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) Lideri Schulz’un Türkiye’ye yönelik sözleri her kesimden tepki ile karşılandı. Merkel ve Schulz’un seçim kampanyası vesilesiyle karşılıklı olarak çıktıkları programın ağırlık noktasını seçildikleri takdirde Türkiye ile ilgili tavırlarının ne olacağı aslında ciddiye alınacak bir yanı olmamakla birlikte elbette tepkisiz bırakmamak gerekirdi. Ancak gösterilen tepkilerin ölçüsü ve sınırı da kaçmamalı. Sanki Merkel ve Schulz ilk defa Türkiye’yi AB içinde görmek istemiyorlarmış gibi bir tavır sergilemenin anlam yok.

Hemen belirteyim ki, Almanya başta olmak üzere AB ülkelerinin büyük bölümü Türkiye’yi aralarında görmek istemiyorlar. Bunun sebebi ise insanımızın Müslüman oluşudur. Bunun içindir ki, aralarına girebilmemiz için öncelikli olarak dinimizi terk etmemizi istiyorlar. Bu istek sesli olarak dile getirilmese bile AB ülkelerinde ayyuka çıkan İslam düşmanlığı bunu açıkça gösteriyor. Peki, İslam düşmanlığı AB için sadece son yıllarda ortaya çıkmış bir durum mudur? Hayır. AB kuruluşundan itibaren bir Hıristiyan Birliği’dir. Bu gerçek görmek isteyenler için açıktır. Ne var ki, bu ülkede uzun yıllardan beri her şeye rağmen bu Hıristiyan Birliği içinde yer almak, o kültür içinde erimekten yana olanlar bulundu. Hatta AB öylesine takdim edildi ki topluma tek kurtuluş yolu olarak gösterildi. Söz gelimi 25-30 sene önce insanımız arasında AB sevdası hızlı bir yayılma gösterdi. Ancak, özellikle AK Parti iktidarı döneminde ulaşılması gereken AB vazgeçilmez hedef olarak takdim edilmesine rağmen AB ülkelerinin Türkiye’ye bakışlarındaki dışlayıcı tavırda hiçbir değişiklik olmaması sebebiyle AB’den yana olanların sayısı tabanda giderek azaldı. Bu gerçeği görmek isteyenler için bir referandum yeterlidir.

Kısacası, AB ülkelerinin Türkiye’yi aralarına almayacakları kesinleşmiş olduğuna göre ikide bir karşı açıklamalar yaparak, ‘Siz ne düşünürseniz düşünün biz sizi bırakmayacağız’ anlamına gelen tavır bir an evvel terk edilmelidir. Öncelikli olarak mademki her konuda son sözü söyleyecektir, söylemesi gerekiyor bu konu dana fazla uzatılmadan referanduma gidilerek milli iradenin yönü belirlenerek halkımız gereksiz yere oyalanmamalıdır. Hayır çıktığı takdirde bu defteri kapatmak gerekir. Aksi halde gereksiz yere halkımız oyalanıyor, acil çözüm bekleyen iç sorunlarımız gözden kaçırılmak için kullanılıyor demektir.

AB kurulduğu andan itibaren bir Hıristiyan (Haçlı) Birliği olduğuna göre onlar aralarına almak isteseler bile bu yoldan dönülmesi şart görünüyor. Israrlı bir şekilde bizden çok AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var gibi söylemler gerçeği yansıtmıyor.