İsrail ile varılan anlaşmanın ardından medyada birbirine zıt iki ayrı değerlendirme yapılıyor. Bir yan varılan anlaşmayı zafer, diğer taraf hezimet olarak değerlendiriyor. Böyle olunca da insanımız siyasi mensubiyetine göre taraf olmak ve bir tarafı alkışlamak durumunda kalıyor. Bu durum bana Lozan Anlaşması’nın bu topluma uzun yıllar zafer olarak sunulması ve bu sunuşun uzun süre kabul görmesi ama arkasından Kadir Mısıroğlu’nun “Lozan Zafer mi Hezimet mi?” isimli kitabı ile yeniden değerlendirmesinin gündeme gelmesini hatırlatıyor. Elbette İsrail ile varılan anlaşmada önümüzdeki günlerde olayı zafer olarak sunanlar tarafından da sorgulanacaktır. Şu anda özellikle iktidar yanlısı medya anlaşmayı zafer olarak sunmanın gayreti içinde. Derdim felaket tellallığı yapmak değil. Arzumuz İsrail ile Gazze halkının lehine, onların özgürlüğünü, can ve mal güvenliğini sonuna kadar koruma altına alan bir anlaşmanın imzalanmış olmasıdır. Ne var ki, olayı bu açıdan değerlendirdiğimizde alkışlamak mümkün olmuyor. Gazze halkı lehine olabilecek ama o da tamamen İsrail’in inisiyatifinde bir durum söz konusu. O da, ambargonun Gazze halkının nefes almasını sağlayacak miktarda gevşetilmesi. Dikkat edilirse Gazze’nin boğazından İsrail elini çekmiyor. Sadece sıktığı boğazı biraz gevşetiyor. Tamam da yarın kafası estiğinde o boğazı yeniden sıkmaya başlarsa ne olacak? Bunun olmayacağını kim sağlayacak? Bunun teminatı var mı? Bize göre yok.
Bu noktada bu kadarcık nefes alma imkânının bile Gazze için istenen bir durum olabilir ama olay kesin olarak çözülmüş değil. Çünkü anlaşmanın ardından Netanyahu yaptığı açıklamada, “Güvenlik için Gazze’ye ambargo sürecek” diyor. Hâlbuki Gazze-İsrail ilişkilerinde güvenliği tehdit altında olan İsrail değil Gazze’dir. İki de bir saldırıya uğrayanın, bombalanıp insanları katledilen, yerleşim yerleri tahrip edilen İsrail değil Gazze olduğuna göre belli ki İsrail güvenlik endişesiyle değil, Gazze halkını kendine mahkûm olarak hayatlarını sürdürmeye mecbur etmekten vazgeçmiyor. İşin başında ilan edilen İsrail ile bir mutabakat sağlanabilmesi için Gazze’ye ablukanın kaldırılması şartının hayata geçmemiş olduğunu, bunun yerine Gazze’ye geçici olarak bir nefes alma imkânı verildiğini söylemek yanlış olmaz. Birileri bu da bir kazançtır diye bakabilir. Bu yaklaşım ölümü gösterip insanları kansere razı etmekten farklı değildir. Bu arada anlaşmanın şartları arasında TOKİ’nin Gazze’ye konut yapımı bulunuyor. Eğer bu madde İsrail tarafından bir bahaneyle engellenmezse, İsrail tarafından yerle bir edilmiş Gazze’nin yıllardan beri İsrail ambargosu sebebiyle yapılamayan binalarının ayağa kaldırılmasını sağlayacaktır. Büyük başarı olarak sunulan anlaşmanın bir diğer maddesi ise İsrail gazının 2020’de Türkiye’de olması. Olaya gerçekçi olarak bakıldığında bu durum Türkiye açısından bir kazanç gibi görülse de esas kazanacak olan İsrail’dir. Çünkü sadece gaz boru hattının Türkiye üzerinden geçirilmesinden en az 10 milyar dolar İsrail kazanç sağlamış olacaktır. Anlaşma hayata geçtiğinde bu yıl İsrail’den ülkemize 350 bin turist çekmenin hedeflendiğidir. Bu ne ölçüde gerçekleşir onu da ileride göreceğiz.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Gazze’ye İsrail ambargosu sürecek. Böylece hukuki hiçbir dayanağı olmayan Gazze’ye uygulanan abluka ve ambargo bir bakıma meşruiyet kazanmış olacak.
Kısacası, İsrail ile varılan anlaşmayı İsrail kaybetti, Filistin kazandı şeklinde takdim etmek ve yorumlamak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Görülen o ki, İsrail ve Türkiye karşılıklı kazanç sağlamaya çalışmış. Bunun içinde Gazze’ye kalıcı olmasını temenni ettiğimiz ama her an uygulamaya son verilebilecek bir nefes alma imkânı sağlanmıştır. Böyle olunca kimileri olayı zafer olarak sunarken kimileri de hezimet olduğunu söylemeye, bazıları da çok fazla bunalmış olan Gazze halkına geçici de olsa nefes alma imkânı sağladığı için hiç yoktan iyidir mantığı ile yaklaşacaktır. Ama unutulmamalıdır ki, İsrail Gazze’ye bu nefes alma imkânını çok şeyler kazanmadan vermiş değildir.