ABD’yi söküp atmadan bölgemize barış gelmez

Abone Ol

Meseleye Irak ve Suriye’deki gelişmeler ve ülkemize yansımaları ile ilgili olarak ABD’nin yeni yönetiminden yapılan açıklamalar çerçevesinde bakmayı düşündüğüm için, “ABD’yi söküp atmadan bölgemize barış gelmez” ifadesini kullandım. Aslında dünya üzerindeki tüm huzursuzluk ve karmaşada tek başına olmasa da ABD’nin parmağı olduğu görmek isteyenler için zor değil.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin Kerkük’te resmi kurumlarda Irak bayrağı yanında kendi bayraklarını asmaları, buna Irak merkezi yönetiminin karşı çıkması ile ortaya çıkan gerilime paralel olarak ABD’nin yeni yönetiminden yapılan açıklamada, “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın egemen bir ülkenin devlet başkanı ve lideri” olarak tanımlanması bölgemizdeki tüm çatışmaların ve akan kanın arkasındaki ülkenin ABD olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu noktada Obama yönetiminin Suriye’deki krizin başlarında Esad yönetiminin mutlaka gitmesi gerektiğini açıkladığı halde, bugüne kadar ABD tarafından Esad ve güçlerine karşı hiçbir operasyonun yapılmamış olması, hatta dolaylı destek veriliyor olması da gösteriyor ki, ABD’nin ne dediğine değil ne yaptığına bakmak gerekiyor. Yani, Obama yönetimi Esad gitmeli diyor ama gitmesi için değil kalması için gerekeni yapıyordu. Trump yönetimi ise Esad’ı egemen bir ülkenin lideri olarak gördüğünü ilan ederek aslında Obama yönetiminin söylemleri ile olmasa da uygulamaları ile aynı çizgide olduğunu gösteriyor.

Elbette ABD yönetimi kendi çıkarlarına yönelik uygulamalar sergileyecektir. Ancak, onların gerçek niyetlerini görmeyen, görmek istemeyenler faturanın tümünü kendi halklarına ödetmek zorunda kalıyorlar. Çünkü, ABD yönetiminin Suriye’de ilk çatışmalar başladığında ‘Esad mutlaka gitmeli’ şeklindeki açıklamaları ülkemiz yöneticileri tarafından doğru kabul edilmiş, kısa sürede Esad’ın işbaşından uzaklaştırılacağı varsayımı üzerine politikalar geliştirilmişti. Ne var ki, ABD’nin söyledikleri ile yaptıkları farklılık arz edince Türkiye bir anda 3 milyon sığınmacı ile karşı karşıya kaldı. Bu da yetmedi, Suriye’deki çatışmalar başlayana kadar insanımız tarafından fazlaca bilinmeyen terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak YPG ortaya çıktı. Bu terör örgütünün hedefinin Irak’tan sonra Suriye’de de bir özerk Kürt bölgesi oluşturmak niyetini gizlememesi, bunun yanında ABD ve koalisyon ortaklarından tam destek alıyor olması daha işin başından itibaren Suriye’de iç çatışmaların Irak’takine benzer bir Kürt oluşumunun hayata geçirilmesi olduğu netlik kazandı.

Yani, yüzyıl önce hazırlanan, o günden bugünkü gelişmelerin temelini atan plan uygulamaya konulmak için harekete geçildi. Suriye’de ABD’nin yeni yönetiminin de Obama yönetimi gibi terör örgütü YPG’ye destek vereceğini açıklaması ile aynı günlerde Irak’ta bölgesel yönetimin Kerkük’te resmi binalara kendi bayraklarını da asma kararını bir tesadüf olarak nitelendirmek ciddi bir yanılgı olur. Çünkü nasıl Irak’ın işgalinin Saddam diktatörlüğüne son vermek adına yapılmadığı görüldü ise, Irak Bölgesel Yönetimi’nin başında bulunanlar Kerkük’e Kürt bayrağı çekme cesaretini de ABD ve koalisyon ortaklarından aldıklarını görmek zor olmayacaktır. Kaldı ki, Irak’ın işgalinin ardından oluşturulan bölgesel yönetimin temellerinin ABD’nin isteği doğrultusunda Saddam zamanında atıldığı da kimsenin meçhulü değildir. Bu konuda 1978 Irak seçimlerini izlemek için gittiğimizde yaşadığım bir olayı bir başka yazımda aktarırım. Böyle olunca ABD’nin bölgemizdeki eli etkisiz hale getirilmeden Irak, Suriye ve ülkemizdeki huzursuzluk devam edip gidecektir. Sonuç olarak bölgemizde demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin hayata geçirilmesi gibi bir aldatmacanın ABD’den beklenmesi yeni karışıklıkların, katliamların beklenmesi anlamına gelecektir.

Bu noktada insanların tercihlerini ortaya koymalarından ibaret bir anayasa referandumunu toplumu ayrıştırma aracı olarak kullananların dikkatli olmaları gerekir. Çünkü bizim birbirimize düşmemiz sadece sömürgeci güçlerin işine yarar.