ABD-YPG işbirliği ile Suriye de başlatılan son operasyon
gösterdi ki, ABD ile birlikte hareket etmek, hatta yan yana yürümek ülkemize
zarardan başka bir şey kazandırmıyor. Bunun sonucudur ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan
sıkça, YPG ye destek veren ABD yi kınıyorum açıklaması yapıyor. Son günlerde
buna bir de, Bize dost olanlar, bizimle NATO da beraber olanlar, kalkıp da
kendi askerini YPG işretiyle Suriye ye gönderemez, göndermemeli. Bize verilen
söz bu değil. Yanlış yerde duruyorsunuz vurgusunu ekliyor. Tespite sonuna
kadar katılıyoruz. Çünkü biz de sadece son ABD-YPG ortak operasyonunun ardından
değil Suriye olaylarının başından beri bu köşede ABD yi kınıyoruz, kınamakla da
kalmayıp eleştiriyor, artık ABD nin dost ve stratejik müttefik olarak
nitelendirilmemesi gerektiğini yazıyoruz. Ancak, iktidar sahiplerinin bizimle
aynı değerlendirmeyi yapmaları yeterli olmaz. Yapılan bu değerlendirme ve
nitelendirmenin karşılığı bir hareket tarzı gerekir. Çünkü iktidar sahiplerinin
konumu bizden farklıdır. Biz yanlışı tespit eder köşemizde dile getiririz ama
bize kimse öyle ise gereğini yap demez/diyemez. Bu sorumluluk iktidar
sahiplerine aittir.
Özellikle Suriye olaylarının başından bu yana yaşananlar
Türkiye nin uygulamakta olduğu dış politikayı, şimdiye kadar dost ve müttefik
olarak ilan ettiği dostlarının yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ortaya
koyuyor. Ortaya koyduğu bir başka husus ise Suriye konusunda başından beri
Türkiye yanlış yerde durdu, yanlış ata oynadı, bundan da ciddi zarar
gördü/görüyor. Böyle olunca Suriye politikamızı da yeniden gözden geçirmek
gerekiyor. Suriye konusunda ABD ile Rusya ortak hareket edebilirken biz
kendimizi niçin sadece ABD ye mahkûm ediyoruz Bu sorunun cevabının yeniden
verilmesi gerekmez mi Hemen belirteyim ki, iktidar sahipleri zaman zaman
yanlış kararlar verebilir, yanlış yapabilirler ama yanlış görüldükten sonra
yanlışta ısrar etmenin anlamı yoktur. Özellikle iktidar yanlısı medyanın
iktidarı sürekli olarak yanlışa yönlendirmesi de üzerinde durulması gereken bir
başka husus. Söz gelimi iktidar ABD ile birlikte hareket etmekte karar verdi
diye tüm yanlışların görmezden gelinmesi, ısrarlı bir şekilde Iran ve Rusya
aleyhine haberler yapılarak sanki ABD ye mecbur ve mahkûmmuşuz gibi bir hava
estirilmesi yanlıştır. Çünkü Türkiye bu topraklarda Rusya, İran, Suriye ve Irak
ile komşu olmaya devam edecektir. Böyle olunca dış politikamızı belirlerken bu
gerçeği dikkate almak zorunluluğu vardır. 10 binlerce kilometre uzaktaki
ABD nin bölgemizde ne işi olduğu sorgulanmalı, ona göre strateji
belirlenmelidir. ABD nin bölgemizde ne işi olduğu sorgulandığında emperyalist
emellerinin peşinde koştuğu, İslam ülkelerini parçalayarak daha kolay
sömürmenin planlarını uygulamaya koyduğunu görmek zor değildir. Özellikle
yıllar önce Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) diye ortaya atılan ve Eşbaşkanlığı
gönüllü olarak üstlenilen planın Irak, Suriye, Mısır ve Libya ayağının
uygulamaya konulduğunu ve tüm bu uygulamaların sadece adı geçen ülkeler değil
bizimde aleyhimize geliştiğini gördüğümüz takdirde yeni politikalar geliştirmek
mümkündür. Eğer ABD ye yönelik bir mahkûmiyet ve mecburiyet anlayışının esiri
olunmuş ise o zaman yapacak bir şey
kalmaz. Çünkü bu teslimiyeti kaçınılmaz kılar.
Hemen belirteyim ki, ülkemiz güçlüdür ve hiçbir zorbaya
teslim olmaz. En güç şartlarda İstiklal Harbini vermiş bir ulusun çocukları
binlerce kilometre uzaktaki bir zorbaya kesinlikle teslim olmaz/olmamalı.
Önemli olan devlet-millet kaynaşmasının sağlanması, millet ile bazı gerçeklerin
paylaşılması ve ona göre milletten fedakârlık istenmesidir. Bunun için ilk şart
olarak küresel sermayenin tasallutundan kurtulmak gerekiyor. İMF ye borç bitti
diyerek sanki dış borcun sıfırlandığı havası estirmek küresel sermaye
mahkûmiyeti gizlemeye yarıyor ama bir takım sömürgecilerin oldubittileri karşısında
kınamanın ötesine geçerek net tavır koymayı engelliyor.