ABDyi kaybetmek...

Abone Ol

ABD’nin kendi ülke sınırları ve yakın çevresi ağırlıklı

olmak üzere etkisini her geçen gün daha da arttıran ve derinleşme eğilimi

gösteren iktisadi-mali-siyasi bazlı kriz ile bunun sistem içi yol açtığı bir

takım kırılmalar, önü alınamadığı takdirde önümüzdeki süreçte daha büyük

sıkıntılara yol açacağının güçlü sinyallerini veriyor.

Bir diğer tabirle, ABD 21. yüzyılın “hasta adamı” ve dünya

yeni bir “jeopolitik deprem” olasılığıyla karşı karşıya. Tarih bize aynen bunu

böyle söylüyor.

Dolayısıyla, bir çok kimse buna itiraz edecek olsa da,

“Amerikan İmparatorluğu” sanıldığının aksine; duraklamanın ötesinde, keskin bir

çöküş sürecine girmiş durumda. Bir diğer ifadeyle, “kontrolsüz gücü”nün

zirvesinde “kibri” ve “Tanrı’yı oynama” rolü, hırsından dolayı çok hızlı bir

şekilde inişe geçmeye başlamış bir “İkinci SSCB” vakası ile karşı karşıyayız...

Soğuk Savaş döneminde kontrollü bir biçimde maddi ve manevi

anlamda SSCB’yi tüketmeye yönelik oldukça başarılı sayılabilecek bir strateji

izleyen ve böylece “dünyanın tek efendisi” olacağını zanneden ABD, şimdilerde

kendi kazdığı kuyuya düşen ya da ya da düşmek üzere olan bir aktör konumunda.

Dolayısıyla ABD’nin en büyük hatası,  bir

anlamda varlık nedeni olan rakibini zamansız bir intihara sürüklemek oldu da

diyebiliriz.

Burada, SSCB’nin “oyun içinde bir oyun olarak”

adlandırılabilecek vakitsiz “gönüllü tasfiyesi”, bir karşı hamle olarak  bu satranç oyununda ABD’nin fazlasıyla

hazırlıksız yakalanmasına neden olmuşa benziyor. Bu da bize hiç kuşkusuz

Kremlindekilerin ABD’ye yönelik “en büyük numarası” ile ilgili çok önemli bir

ipucu veriyor; Avrasya bataklığı...

Nitekim SSCB sonrası, “Tarihin Sonu”nu ilan eden ve

yangından mal kaçırırcasına Avrasya’yı bu büyük zaferinin bir ganimeti olarak

ilan eden ABD, 11 Eylül 2001’den bu yana Avrasya bataklığında çok boyutlu bir

“Balkanlaşma” sürecine girmiş vaziyette.

İlk etapta “Avrasya Balkanları” olarak ifade ettiği

coğrafyada Rusya’yı tek başına balkanlaştırmaya çalışan, bunu

gerçekleştiremeyeceğini anlayınca da Çin’e ortaklık teklifi götüren ve ret

cevabı alan ABD,  son dönemde Çin’i

balkanlaştırma peşinde. (Arzu edenler, bunla ilgili olarak, “Obama:

‘Ortadoğu’dan Uzak Doğu Asya’ya Biçilen Rol’ün Diğer Adı” başlıklı yazıma

bakabilirler.)

Dolayısıyla, 1991-2001 arası dönemde geçici bir zafer

havasına giren ve bunu perçinleştirmek için 11 Eylül’de “altın vuruş”unu yapan

ABD, 2002-2012 döneminin sonuna doğru, son büyük numarasını çekmeye

hazırlanıyor.

Daha önce olduğu üzere, ABD bir kez daha “savaş” diyor.

Çünkü sistem bunun üzerine kurulu ve bundan dolayı da büyük bir savaşa ihtiyacı

var. Aksi takdirde ABD, kuruluşundan bu yana kendisine istikamet veren “Mesihçi

anlayış” çerçevesinde geliştirdiği bu hantal yapının altında ezileceğe

benziyor. Dolayısıyla bu savaş, ABD’nin duraklamadan çöküşe doğru içinde

bulunduğu krizin büyük bir kaosa yol açmasını önlemek için kaçınılmaz

görünüyor.

Nitekim, Zbigniew Brzezinski de “Stratejik Vizyon: Amerika

ve Küresel Güç Buhranı” adlı çalışmasında buna dikkatleri çekiyor ve bir kez

daha Avrasya diyor. “Büyük Satranç Tahtası: Amerika’nın Küresel Üstünlüğü ve

Bunun Jeostratejik Gereklilikleri” adlı kitabında ABD’ye Avrasya’yı büyük bir

ödül olarak sunan Brzezinski, bunun büyük bir lokma olduğunu anlamış olmalı ki,

şimdilerde “paylaşalım” diyor.

Bu paylaşmanın, ABD açısından hiç de gönüllü bir tercih

olmadığının altını da burada hemen çizmemiz gerekiyor. Nitekim ABD bunla ilgili

en somut işareti Bush’dan Obama dönemine geçişte “tek taraflılık”

politikalarının sonunu ilan etmek ve 2012 yılı Ocak ayı başında yayımladığı

“21’inci Yüzyıl Savunma Öncelikleri’’ başlıklı strateji belgesi ile vermiş

bulunmaktaydı.

Brzezinski’nin Türkçeye de tercüme edilmiş bu son

çalışmasında ortaya koyduğu tespitler bu açıdan oldukça dikkat çekici.

Özellikle de şu cümleye sizlerin dikkatini çekmek istiyorum: “Amerika’nın son

yıllardaki global mevkiini koruyabilmesi, sosyoekonomik eskimeyi aşmak için

göstereceği gayretleri başarıyla uygulamasına ve dünyanın açık arayla en önemli

kıtası olan Avrasya’da yeni ve sağlam bir jeopolitik denge şekillendirmesine

bağlıdır.”

Bu jeopolitik dengenin yolu da hiç kuşkusuz, ABD ile Çin

arasında arasında güçlü bir tampon bölge olarak ön plana çıkan Türk-İslam

dünyasından ve yeni bir güçlü İstanbul’dan geçiyor. “Türkiye’yi kazanmak”

yolunda başvurulan bir çok kirli oyunun altında da nitekim bu “Yeni Büyük

Oyun”un varlığı yatıyor. Hatta, fazlasıyla sırıtıyor!

Fakat, ok yaydan bir kere çıktı artık...