Kaç yıl geçti aradan hatırlamıyorum.
Onu ilk gördüğümde, bembeyaz olmuş saçı ve sakalıyla…
Eski Türk filmlerinin, babacan karakterlerine benzetmiştim.
Sivaslıydı. Demiryollarından emekliydi.
Sivas’ın soğuğu sert, adamı mert olur derler.
Öyleydi.
Yıllarca beraber çalıştık.
Gönüllü emektarlarımızdandı.
Buna rağmen, her sabah en erken o gelir,
En geç yine o çıkardı.
***
2 sene önce eşini kaybetti.
Hiç bu kadar etkileneceğini düşünmemiştim.
Bir keresinde haddimi aşıp; “Abdurrahman amca artık seni everelim” diye şaka yaptım.
Önce gözü nemlendi.
Sonra dudağı titremeye başladı.
Çok zorladı tutmak için kendini.
Olmadı.
Bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağladı.
O zaman anladım; “aşkın öyle dilde söylenen değil”
“yürekte yaşanan bir şey” olduğunu.
Ve bir daha hiç şaka yapmadım.
***
Haberini verdiklerinde İzmir’deydim.
O’nu gönlünü verdiği gazetenin kapısında bulmuşlar.
Dizlerinin üzerine çökmüş, başı yana düşmüş bir halde.
Milli Gazete hep olmak istediği yerdi.
Olmak istediği yerde öldü.
Önceki gün ebedi istirahatgahına uğurladık.
***
Mekanın Cennet olsun Abdurrahman Amca.
Allah bize de, senin gibi, sevdiğimiz kapıda ölmeyi,
Ve takatimizin sonuna kadar ayakta durabilmeyi nasip etsin.
Amin.