Abdurrahim Karakoç

Abone Ol

Büyük halk şairi, Türk şiirinin köşe taşı, usta şair Abdurrahim Karakoç önceki gün (7 Haziran 2012 Perşembe) dâr-ı bekaya irtihal etti. Cumhuriyet dönemi Türk halk şiirinin büyük ustası 80 yaşında bu dünyadan göçtü. Cumhuriyet dönemi boyunca (günümüz de içine), Türk şiirinde, alanında tek isimdir Abdurrahim Karakoç.

Ne tevafuktur ki bundan 25 yıl önce Türk şiirinin büyük ustalarından Cahit Zarifoğlu da aynı gün (7 Haziran 1987) vefat etmişti. Cahit Zarifoğlu ve Abdurrahim Karakoç... Biri şiiriyle modern Türk şiirinin çıtasını yukarı çıkarmış, diğeri halk şiirini çağdaş bir söyleyişe kavuşturmuş iki ayrı usta. İkisi de Kahramanmaraşlı. İkisi de Kahramanmaraşta durmamış. Karakoç, Ankarayı kendine yurt edinmişken Zarifoğlu yurt edinmek için İstanbulu tercih etmiş. Fakat Zarifoğlunun ruhundaki muhkem seyyahlık, yurtiçi ve yurtdışından birçok yeri otostop çekerek dolaşmasını sağlamış.

Hayattayken birbirlerini tanıdılar mı acaba Bilmiyoruz... Ama ben her ikisi ile birlikte oturup yüz yüze konuşmayı çok isterdim... Zarifoğlu ile şahsen tanışıp konuşmamın imkânı yoktur. Çünkü ben on yaşındayken Zarifoğlu vefat etmiş. Ama Karakoçla bu imkânı bir kere yaşamıştım.

Dolunay Şiir Şölenlerinin birinde (yıl 1996 ya da 1997 olmalı) Abdurrahim Karakoç Kahramanmaraşa gelmişti. Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi üyeleri Abdurrahim Karakoçu şubede çay içmeye davet etmişlerdi. Orada yakından tanımış ve sohbet etme imkânı bulmuştum. Şiirlerinden tanıdığım Abdurrahim Karakoçu yakından tanıdığımda; şiirinde nasıl bir insanla karşılaşmışsam yakından tanıdığımda da aynı insanı bulmuştum.

Bir daha görüşme imkânım olmadı. Aradan yıllar geçti. 2004 yılında ilk şiir kitabım yayımlandı. Birgün, Ankaradan bir okurum aradı, Abdurrahim Karakoçun Gündüz gazetesindeki köşesinde ilk şiir kitabım hakkında yazı yazdığını haber verdi.

Çok duygulanmıştım.

Çünkü Türk şiirinin efsane bir ismi, genç bir ismin ilk şiir kitabı hakkında yazı yazmıştı.

Bu yılın başlarında, gazetelerden, hasta olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm.

Abdurrahim Karakoç, ender büyük şairlerden biridir. Türk halk şiiri tarihine baktığımızda Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdaldan sonra Abdurrahim Karakoçu sayabiliriz. Karakoç şiiri, adı geçen iki büyük şairin iki ayrı büyük şiirinin karışımından doğmuş ama her ikisine de benzemeyen büyük bir şiirdir. Abdurrahim Karakoç şiirinin temelinde ironi olmasına karşın söyleyiş bakımından lirik bir havası var. Mihribanı okuyalım;

"Sarı saçlarını deli gönlüme

Bağlamışım çözülmüyor Mihriban

Ayrılıktan zor belleme ölümü

Görmeyince sezilmiyor Mihriban

Yâr deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban

Önce naz sonra söz ve sonra hile

Sevilen seveni düşürür dile

Seneler asırlar değişse bile

Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama

Aşk deyince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne

Kar koysam köz olur aşkın külüne

Şaştım kara bahtın tahammülüne

Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı

Ancak çeken bilir bu derdi gamı

Bir kördüğüm baştan sona tamamı

Çözemedim çözülmüyor Mihriban"

Abdurrahim Karakoç Hasana Mektuplar, Vur Emri, Kan Yazısı, Suları Islatamadım ve Gökçekimi isimli şiir kitaplarıyla Türk şiirine kendi mührünü vurmuş bir şairdir. Türk şiiri önemli bir ismini kaybetti. Abdurrahim Karakoça Allahtan rahmet, yakınları ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.