MİT Müsteşarı Hakan Fidan’n İmralı’da Abdullah ÖCALAN ile
yaptığı görüşmeler sonucu gerçek manada barışçı adımların atılabilmesi engebeli
ve zor bir süreci gerektirmektedir. Her iki tarafça ortaya konmaya çalışılan
yol haritası, geçmişte yaşanan sabotaj ihtimali de göz önüne alınarak, kritik
bir aşamanın eşiği olarak gösterilmeye çalışılsa da, Abdullah Öcalan’ın
yakalandıktan sonra İmralı’da barış için kaleme aldığı düşüncelerini yansıtan
yazıları, bu görüşmelerin ana çerçevesini oluşturması kuvvetle muhtemeldir. Ki,
OSLO’da
yürütülen görüşmelerin de Abdullah Öcalan’ın bilgisi dışında
olma ihtimali bulunmamaktadır.
Bu görüşmeler ışığında Başbakan Erdoğan’ın, “PKK, Türkiye
topraklarını terk etsin” açıklaması, Ağustos 2003’te yayınlanan ve kısa adı
KADEK (Kongreya Azadî û Demokrasiya Kurdistanê) olan Kürdistan Özgürlük ve
Demokrasi Kongresi, İcra Konseyi tarafından deklare edilen Abdullah ÖCALAN’ın
“Türkiye’deki Kürt Sorununun Barış ve Demokratik Çözümü için Yol Haritası” adlı
çözüm önerisiyle ile büyük ölçüde örtüşmektedir.
Abdullah Öcalan, ilk aşama olarak Türkiye’deki silahlı PKK unsurlarının,
ABD, AB, BM, Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin
nezareti altında Türkiye dışına çıkmalarının sağlanması ve aynı anda
cezaevlerindeki PKK mensuplarının da eş zamanlı olarak serbest bırakılmasını
öngörmektedir. Buna ilaveten, 2002’de tutuklanan KCK (Komo Civaken Kurdistan)
mensuplarının da pazarlık unsuru olarak masaya gelmiş olması kuvvetle
muhtemeldir. Türkiye’de, silahlı eylemlere karışmamış olan unsurlardan kasıt,
KCK üyelerinin olma ihtimali yüksektir.
Zaten, BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın ortaya koymaya çalıştığı üç
saç ayağı oluşturan PKK, KCK ve BDP’nin barış süreci içerisinde yer alması
konusundaki fikri, BDP’nin tek başına karar vermekten uzak ve yaptırım gücünün
pek olmadığının politik bir göstergesidir. Üçüncü aşama için o dönem silahsız
KCK’yı işaret eden Abdullah Öcalan’ın, 2013 görüşmeleri çerçevesinde bu
görüşünden geri adım atıp atmayacağı ise ayrı bir konudur. Çünkü Öcalan yurt
dışına çıkarılacak olan silahlı PKK unsurların yerini sivil KCK ile doldurmak
isteğini çok önceden yazılı olarak açıkça deklare etmiştir.
Abdullah ÖCALAN, Türkiye’nin NATO’ya girişinden sonra soğuk
savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı oluşturulduğunu düşündüğü kendi
deyimiyle “GLADYO”nun, Sovyetler Birliği’nin ve soğuk savaşın sona
ermesinden sonra Kürtlere yönelik kontrgerilla faaliyetleri
içerisinde yer aldığını ve Kürt sorununun önündeki bu engelin de aşılması
gerektiğini vurgulayan görüşlerinde şu anda ne kadar ısrarcı olabileceği pek
bilinmemektedir.
Terörün sona erdirilmesi konusunda atılmaya çalışılan
adımların ne derecede başarılı olabileceği bazı kuşkuları da beraberinde
taşımaktadır. Hükümet, Abdullah Öcalan vasıtasıyla bir bakıma Türkiye’deki PKK
faaliyetlerine sınırlama getirebilir. O da, KCK başta olmak üzere bazı farklı adımlar
atarak bunu gerçekleştirebilir.
Fakat olayın dış boyutunun çözülebilmesi için Hükümet’in,
başta Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Ermenistan, Rusya, İran, Irak
Merkezi Hükümeti, Suriye, Fransa, Almanya, İsveç gibi çok farklı düşüncelerden
dolayı Türkiye’yi PKK terörü vasıtasıyla zor durumda bırakmaya çalışan
ülkelerle olan politikasını yeniden nasıl gözden geçireceği önem arz
etmektedir.
Burada, Başbakan’ın, “PKK Türkiye topraklarını terk etsin”
çağrısı kısa vadede çözüm yolunda geçerli bir akçe gibi gözükse de, uzun vadede
beraberinde büyük çözümsüzlük getireceği göz ardı edilmemelidir. Şöyle ki,
yıllar önce, köylerin boşaltılması sonucu batıya doğru büyük göç dalgası
yaşandı. Büyük şehirlerin varoşlarında yerleşen Kürt nüfus, PKK için daha büyük
bir potansiyel oluşturdu. Bu sefer terör olayları büyük şehirlerde de varlığını
sürdürdüğü gibi, terör örgütüne de yeni yapılanma fırsatı verdi.
Benzer şekilde, PKK’nın yurt dışına çıkartılması acaba
çözümü mü yoksa yeni sorunları mı beraberinde getirecek Örneğin, 2015 sendromu
şimdiden birçok gelişmelere gebe gibi gözükmektedir. Keza, Irak’taki
belirsizlik de PKK ile yakın politik çerçeve içerisinde
değerlendirilmesi gerekmektedir. Irak’ta güç dengesinin ABD aleyhine bir
gelişme gösterme eğiliminin önüne geçebilmek için Irak’taki merkezi hükümetin
pozisyonu büyük önem taşımaktadır.
Hükümetin, PKK konusundaki çözüm yaklaşımı tek kelime ile
ÖCALAN’ın 2003’te ortaya koyduğu fikirler manzumesi ile büyük ölçüde
örtüşmektedir. Bu fikirlerdeki bazı hususlar günün şartlarına göre sadece
revize edilmiş gibi gözükmektedir.
Görünen o ki, PKK yurtdışında askeri kimliğini aynen
muhafaza ederken, Türkiye’de ise sivilleşme yoluna gitmeyi ve mücadeleyi bu
yolla daha güçlü bir şekilde sürdürmeyi en iyi çözüm yolu olarak görmektedir.