Abdullah Gülün bu ziyaretlerine dikkat!

Abone Ol

“Abdullah Gül’ün hayatının dönüm noktaları hep sonbahar mevsimi.

29 Ekim’de doğan, 1991’in 20 Ekim’inde ilk kez Kayseri’den vekil olan Gül, kasım ayında da başbakan oldu. Öncelikle, Başbakan Abdullah Gül’le ilgili özel bir not; 

27 Mart 1994 mahalli seçimlerinden bir süre önce dönemin özel televizyon kanalı Star, Yüksek Seçim Kurulu tarafından kapatılmıştı. Türkiye’nin hemen her yerinden ve hatta dünyanın çeşitli bölgelerinden bu kapatmayı protesto için telefonlar geliyor, bu telefonlar Star’dan canlı olarak yayınlanıyordu.

Bu sırada kanalın İstanbul genel merkezdeki stüdyolarına Ankara’dan da bir telefon geldi. Arayan dönemin Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül’dü.

Gül, kanalın kapatılmasını protesto için destek telefonu açmıştı. Ancak bir türlü canlı yayına bağlanamıyordu. Görevliler uzun süre oyaladı. Gül, büyük çabasına karşılık netice alamamıştı.”

***

“Gül, 1991 seçimlerinde Kayseri’den vekil seçilip Ankara’ya geldikten sonra da `sote’de kalma stratejisini başarıyla uyguladı.

Bunun en bariz göstergelerinden birisi, seçimlerden neredeyse bir yıl sonra yaşandı. Meclis’teki bir oylamada sahte oy kullanıldığı gerekçesiyle Erbakan Meclis Basın Bürosunda bir basın toplantısı düzenlemişti. Salon basın mensupları tarafından tıka basa doldurulmuştu. Aynı derecede yoğun ilgi de RP’li vekiller tarafından gösterilmişti. Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan başta olmak üzere, Ahmet Dökülmez, Ali Oğuz, Lütfi Esengün, Hasan Dikici, Mehmet Elkatmış, İbrahim Halil Çelik, Oğuzhan Asiltürk, Şaban Bayrak, Ahmet Arıkan, Salih Kapusuz ve Mustafa Baş, Hoca’nın çevresine dizilmişlerdi.

Bir ismin eksikliği dikkat çekiyordu; Abdullah Gül. Gül, bu konjonktürde zamanının büyük bölümünü bu türden gerilimi yüksek toplantılarda geçirmek yerine çeşitli çevrelerle ilişkilerini geliştirmeye gayret gösterdi. Özellikle, yurtdışından gelen, Erbakan’la görüşen yabancı heyetlere iştirak ediyor ve bunlarla yakından ilgileniyordu.”

“Kim genel başkan olursa partiyi o idare edecek. Emanetçilik bizim literatürümüzde yoktur. Böyle bir düşünce kimsenin aklının ucunda bile bulunmamaktadır.”

Bu sözler Doç. Dr. Abdullah Gül’e ait.

AK Parti’nin kurulduğu 2001 Ağustos’undan kısa bir süre önce bu satırların yazarına yaptığı değerlendirmede böyle diyordu. O tarihten bugüne kadar geçen süreç sonunda ipi biraz da kader çizgisi dahilinde başbakanlıkla göğüsleyen Gül için şimdi aynı soru gündemde; başbakanlık koltuğunda emanetçi mi AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önündeki anayasal engeller kaldırıldıktan sonra koltuğunu Erdoğan’a teslim edecek mi ”

***

Bu satırları yazdığım tarih 25 Kasım 2002.

Yani, AKP’nin iktidara geldiği seçimin hemen sonrasında.

Kaderin cilvesine bakın ki, aradan geçen bunca zamanın ardından benzer bir tartışmayla karşı karşıyayız.

Acaba, Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilirse ve de Başbakanlığı Abdullah Gül devralırsa, Gül Başbakanlık koltuğunda nasıl bir profil çizer

Bir Yıldırım Akbulut olur mu, olmaz mı

Ya da nasıl bir tavır sergiler

***

Bu arada…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü son dönemde izliyor musunuz

İl il geziyor…

Neredeyse yarım asırdır Cumhurbaşkanının uğramadığı şehirlere gidiyor,  o beldenin ileri gelenleri ile görüşüyor, kanaat önderleri ile dirsek teması sağlıyor.

Bu ziyaretlere “dikkat”…

1,5 müridin sırrı!

“Cennet mekan Fatih Sultan Hazretleri’nin babası Sultan İkinci Murad, Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin müridi idi.

Ona olan sevgisi sebebiyle müridlerini vergiden muaf tutmuştu.

Devlete vergi vermekten kaçınan bazı açıkgözler sırf şahsi menfaatleri için Hazret’e intisap etmeye başladılar.

Bunun sonunda da Ankara ve civarında toplanan vergilerde gözle görülür bir düşüş oldu.

Hacı Bayram Veli Hazretleri de durumu bildiği için bu durumdan sürekli üzüntü duyuyordu.

Çok geçmeden Sultan Murad Han Edirne’den bir mektup yazarak ondan hakiki dervişlerle sahtelerini ayırt edip, gerçek müridlerin adlarını merkeze bildirmesini istirham etti.

Hacı Bayram Veli Hazretleri zaten sıkıntısını çektiği bu hususu çözümleme imkânına kavuştuğu için Allah-u Teâlâ’ya şükretti.

Daha sonra sahte ve gerçek müridleri birbirinden ayırabilmek için ince, hakîmâne bir imtihan hazırladı.

Ancak bu imtihan ağır ve oldukça zor bir imtihandı.

Bütün müridlerinin, bugün Ankara Numune Hastanesi’nin bulunduğu yer olan Kanlıgöl mevkiinde toplanmalarını emretti.

Burası aynı zamanda Ankara’nın Cuma ve Bayram namazlarının kılındığı bir namazgâh idi.

Hacı Bayram Hazretlerinin bütün müridleri bir Pazartesi günü kuşluk vakti bu alanda toplandı.

Her yer insan kaynıyordu.

Namazgâhın tam ortasında büyük bir yörük çadırı kurulmuştu.

Hacı Bayram Veli Hazretleri atın üzerinde ağır ağır çadırın yanına geldi. “Esselâmü aleyküm ve rahmetüllah” diyerek selâm verdi.

Müridler hürmetle selâmını aldılar ve sessizce beklemeye başladılar.

Acaba Hacı Bayramı Veli Hazretleri kendilerini nasıl bir imtihandan geçirecekti

Kısa bir bekleyişten sonra Hazret müthiş bir açıklama yaptı:

“Bugün hanginizin beni daha çok sevdiğini anlamak istiyorum. Beni sevenler bu çadırın içine girecek, onları kurban edeceğim.” buyurdu.

Atından indi ve çadırın içine girdi…

İçeride kellesini verecek hakiki müridleri beklemeye başladı.

İçeriye önce bir erkek girdi.

İçeriye girişiyle, çadırdan dışarı oluk gibi kanın akışı bir oldu.

Ardından bir kadın içeri girdi, yine kanlar aktı. Bunu gören kalabalık dehşete kapıldı. “Şeyhimiz çıldırdı!” diyerek çabucak orayı terk ettiler, kaçtılar…

Aslında Hacı Bayram Veli Hazretleri içeri girenleri kesmiş değildi.

Geceleyin çadırın içerisine birkaç baş koyun bırakılmıştı, o anda o koyunları kesmiş bulunuyordu.

Padişah’a bir mektup yazarak, gerçek mânâda mürid sayısının bir buçuk olduğunu bildirdi.”

***

Sahi, ben bu hikâyeyi neden anlattım

Bu sorunun cevabını da size bırakıyorum!

NOT: Bugün 27 Kasım 2013 Çarşamba … İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Ama bir son dakika gelişmesi; Cemil Çiçek, “Ben artık yokum, bu Meclis yeni ve sivil Anayasa yapamaz” diyerek çekildi. Yenilgiyi kabul etti. Şu ana kadar gelinen yol, kocaman bir sıfır. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…