Abdullah Beyin iradesine bırakmak!..

Abone Ol

Cumhurbaşkanı seçimi bir yönü ile AKPnin halk tabanını genişletirken öbür yandan da gelecek günlerde partinin ciddi sıkıntılara gebe olduğunu gösteriyor. Özellikle Başbakan Erdoğan ve partinin üst düzey yöneticilerinin medyaya yansıyan açıklamaları Abdullah Gülün adaylığını gönülden desteklemediklerini gösteriyor. Bunun sonucudur ki AKP yönetiminden Gülün adaylığına gönülsüz destek çıktı. Böylece şimdiden bir parti içi muhalefete zemin hazırlamamak adına böyle davranıldı diye düşünmek yanlış olmaz.

Seçimlerden önce Abdullah Gülün adaylığı doğrudan Başbakan tarafından, "Cumhurbaşkanı adayım Abdullah Gül kardeşimdir" şeklinde açıklanmıştı. Ne var ki bu defa Başbakan Erdoğan böyle bir tavır sergilemiyor ve her fırsatta adaylık konusunun Gülün iradesine bırakıldığını belirtiliyor. Elbette adaylık konusunda son sözü Gül söylecektir. Gül aday olmak istemezse onu kimse zorla aday yaptıramaz. Buna karşılık Gül aday olmaya karar verdiğinde bunu engellemek mümkün olmaz. İşte bu noktada AKPnin gelecekte işinin çok zor olacağı anlaşılıyor.

Daha önce Gülü Başbakan Erdoğan bizzat kendisi aday ilan etmişken şimdi neden çekimser bir tavır sergiliyor Hatta sözleri ile Gül aday olmazsa memnun olacağı izlenimi veriyor.

Bu noktada sanıyorum Baykalın ve bizim bilmediğimiz bazı mahfillerin tavrı Başbakan Erdoğana geri adım attırıyor.

Genel seçimler öncesi CHPnin bazı kurumlarla elele vererek ortaya bir 367 dayatması çıkarması ve böylece Cumhurbaşkanı seçimini çıkmaza sokarak erken seçimlerin gündeme gelmesine sebep olması hatırlardadır. Baykal şimdi de aynı üslubu sergilemekte, AKPyi tehdide varan sözler etmektedir. Baykal Cumhurbaşkanı seçiminin Meclisin işi olduğu kadar Genelkurmay, YÖK ve MGK gibi anayasal kurumların da işi olduğunu savunarak Meclise bazı kurumları ortak hale getiriyor. Bir bakıma Meclisin alacağı kararları bir takım kurumların onayına başvurarak alması gerektiği gibi bir iddiayı gündeme getiriyor. Baykal bir yandan kendi isteklerine uygun bir kişinin Köşke çıkmasını sağlama mücadelesi verirken millete ait olan egemenliğin bazı kurumlarla paylaşılması gerektiğini ileri sürürüyor.

Bu cesareti nereden alıyor Baykalı böyle davranmaya iten güç nedir Bu davranış biçimi demokrasiyi ortadan kaldırıcı bir sonuç vermez mi

Daha pek çok soruyu sıralamak mümkündür. Ancak görünen o ki Baykalın öncelikli meselesi demokrasi değil, bazı kurumları işin içine çekmektir.

Baykal Cumhurbaşkanı seçiminin kendilerinin doğrudan işi olmadığını düşünen kurumları bile bir takım söylemlerle tahrik ederek harekete geçirmek gibi bir üslup sergiliyor. Öyleki sanki siyasetçiler TSKyı şamar oğlanı durumuna getirmek istiyormuş gibi "TSKşamar oğlanı değil" diyerek tam bir tahrik örneği sergiliyor.

İster asker ister sivil hiçbir kurum bir diğerinin şamar oğlanı olamamaz/olmamalı. TSK elbette siyasilerin şamar oğlanı değildir ama, siyasiler de bir takım kurumların şamar oğlanı halene getirilmemelidir. Demokrasi ancak böyle oluşur ve gelişir. Tüm kurumlar birbirlerine saygılı olur, her kurum kendi görev alanı içinde kalırsa kimsenin kimseye söyleyecek bir sözü olamaz.

Halbuki ülkemizde bazı kurumlar millet iradesi ile teşekkül etmiş olan organlara karşı kendilerini bağımsız ve sorumsuz hissetmektedirler. Bunun sonucu olarak millet iradesi ile oluşmuş olan kurum ve organları yönlendirmenin gayreti içine girmektedirler.

Bu bakımdan kurumlardan birini koruyormuş gibi yaparak başka kurumlarla bir çatışma ortamı oluşturmanın iyi niyetle bir bağlantısı olamayacağı gibi demorasi ile yanyana getirilmeleri hiç mümkün olmaz.

Sanıyorum işte bu siyaset dışı güçlerin şu ya da bu şekilde oluşturduğu baskı Başbakan Erdoğanı net bir tavır sergilemekten alıkoyuyor. Ama, bu belirsizlikle ortamı uzun süre idare etmesi de mümkün değildir.