Abdülhamid’in karizması

Abone Ol

2.Sultan Abdülhamid Han üzerine düzenlenen sempozyum kimi köşe yazarlarının keyfini kaçırdı, haz etmedikleri padişahın devlet eliyle yâd edilmesini hazmedemeyen kalemler, yüz yıl önce yaptıkları gibi karalama yarışına girdiler. Korkaklığını, pısırıklığını, evhamlarını anlatmaktalar nasıl olsa Abdülhamid’i koruma kanunu yok.

Oysa döneminde Avrupa’nın pek çok kral ve prensinin suikaste uğraması padişahı elbet tedbirli davranmaya sevk etmekteydi, sultanın öldürülmesi ülkenin kaosa sürüklenmesi demekti.

Hâlâ anlaşılamayan, anlatılamayan Abdülhamid, güya deniz tarafından gelen tehlikeden korunmak için Yıldız’da yaşamıştır oysa İlber Ortaylı’nın ifadesine göre, öylesine tutumlu idi ki, Yıldız Sarayı daha az masrafla idare edildiği için çok daha büyük Dolmabahçe Sarayı’nda değil Yıldız’da kalmakta idi. Ancak önemli iftarlar, sefirleri, yabancı devlet adamlarını muayede salonunda karşılamıştır.

Art niyet ve bilgisizlik birleşince ağza gelen derhal söylenmekte, Hamid onlara göre cahildir ne ki amcası Abdülaziz ile Avrupa ziyaretinde 2. veliahd idi, İtalya kralı hatıratında Abdülhamid’in Fransızca bildiğini anlatmaktadır.

Okullaşmanın Cumhuriyetten çok önce Hamid ile başladığını özellikle kızların okutulması gerektiğini, kız mekteplerinin açılmasını başlattığını, idadi ve rüştiyelerin, ilkokulların onun döneminde yüzde yüz arttığını, Darülmuallimin ve başta Fen, Edebiyat, Hukuk, Siyasal, Tıp, Teknik, Güzel Sanatlar olmak üzere pek çok fakültenin açıldığını, Hamid düşmanları ağızlarına almak istemezler.

Hastanelerle şehri bezeyen Hakan, bir çocuk hastanesi olan Şişli Etfal’in de kurucusudur.

Günümüz gençleri onun ne kadar sanata düşkün olduğunu da bilmezler; sahne sanatları ilgisini çekmekte idi, fotoğrafçılığa meraklı, musikiye düşkün, edebiyata meftun, kitap okumayı çok severdi.

Sultan Abdülhamid, spor yapar, ata biner ve çok iyi silah kullanırdı. Tutumlu idi, fakat cömertlikten de geri kalmazdı. Mâlî işlerde maharetliydi. Şehzadeliğinde, Ağabeyi Murad Efendi’nin borcunun bir milyon altına ulaştığı 1876’ya doğru o, şehzadelerin en zengini durumuna gelmişti. Çiftlikleri, gayrimenkulleri, tahvilleri, mücevherleri, nakdi, ciddi bir yekûn tutuyordu.

Sultan Abdülhamid, az konuşan fakat çok dinleyen bir devlet adamıdır. O muhatabını ciddiye alır ve sonuna kadar dinlerdi. Ayrıca, hasbihallerinde nâzik olması, herkesi ayakta karşılaması, tesirli ses tonu, etkileyici konuşması, herkese hatta çocuklarına dahi “siz” diye hitap etmesi, insanları kendisine bağlamıştır.

Sultan II. Abdülhamid, beş vakit namazını kılar, ibadetlerini hiç aksatmazdı. Her gün düzenli olarak Kur’an-ı Kerim’in yanı sıra Buhari-i Şerif, Şifa-i Şerif ve Delâil-i Hayrat okurdu. Gençlik yıllarının başında Şazeli Tarikatına intisap etmişti. 

Sultan Abdülhamid çalışmayı çok severdi. Az uyur, sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar çalışırdı. 

Petrolün ehemmiyetini tam olarak kavramış ve petrol sahalarını şahsi mülkü sayarak tapulamış fakat İttihat ve Terakki belası “milletin malı milletin tapusunda olmalıdır” propagandaları ile tapusunu iptal etmiş, 4 yıl sonra da SHELL şirketine peşkeş çekmiştir.

Sultan II. Abdülhamid tahta çıktıktan sonra Anayasal-Parlamenter sisteme geçişle ilgili çalışmaları Dolmabahçe Sarayı’nda başlatmış, ardından I. Meşrutiyet 1876’da ilan edilmiş ve Meclis-i Mebusan ilk toplantısını 1877’de yine bu sarayda gerçekleştirmiştir. 

Filistin’de Yahudi devletini engellemek için gerekli önlemleri almış ancak bu cevvalliğini hâlâ Yahudi severlere affettirebilmiş değildir. Aslında en fazla İslam Birliğine verdiği önem yüzünden, onu sevmemekte yüz yıldır direnmekteler.