Abdülfettâh Ebû Gudde ve görüşleri

Abone Ol

Abdülfettâh Ebû Gudde, 9 Mayıs 1917’de o günlerde Osmanlı vilayeti Halep’te doğdu. Babası Muhammed b. Beşîr, dedesi Hasan Ebû Gudde’dir. Nesebi, büyük sahabe Halid b. Velid’e (R.A.) dayanmaktadır.

Dindar bir aile ortamında doğup büyüyen Ebû Gudde, babasından güzel ahlâkı, dürüstlüğü ve dokuma ticaretini öğrendi. Aile eğitiminden sonra Medresetü’l Arabiyyetü’l İslâmîyye’ye devam etti. Bir ara aile ticarete devam ettikten sonra kendi isteğiyle Osmanlı medresesi olan ve Hüsrev Paşa’nın adıyla anılan Hüsreviyye Medresesi’ne kaydolarak 1942 yılında mezun oldu. Buradan mezun olduktan sonra Mısır’daki Ezher Üniversitesi İslâm Hukuku Fakültesi’nde okudu (1944-1948). İslam Hukuku Fakültesi’nden (Külliyetü’ş-Şerî’a) sonra Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nde (Külliyetü’l-Lugati’l-Arabiyye) eğitim metodu üzerinde ihtisas yaptı.

Eğitiminin ardından Maarif Bakanlığı’nın “İslâm Terbiyesi” müsabakasında başarılı oldu ve 1951-1962 yılları arasında Hannânu, Me’mûn ve Sanâi liselerinde İslâmî eğitim öğretmenliği ile Şabanniyye ve Hüsreviyye medreselerinde müderrislik görevini ifa etti. Ardından siyasete atılarak milletvekili seçildi (1962). Meclisin feshedilmesi üzerine Şam’daki Dımaşk Üniversitesi İslâm Hukuku Fakültesi’nde göreve başladı. Burada Usul-ü Fıkıh, Hanefi Fıkhı ve Mezheplerarası Mukayeseli Fıkıh Dersleri okuttu.

Daha sonra Suudi Arabistan’a gitti. İmam Muhammed b. Suud İslam Üniversitesi’nde (Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye) öğretim üyesi olarak İslâm Hukuku ve Arap Dili Fakültesi’nde ders verdi. Aynı zamanda Yüksek Yargılama Enstitüsü’nde çalıştı, yani yükseköğrenim talebelerine rehberlik yaptı. Bu enstitüden çok sayıda yüksek muallimler yetiştirdi.

1966’da hükümet darbesi sonucu hapse düştü. İlim ve fikir adamı üç arkadaşı ile 11 ay Tedmür Hapishanesi’nde kaldı. Bütün siyasi tutuklularla birlikte 1967’de serbest bırakıldı. Hapisten sonra tekrar Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a giderek aynı üniversitede yıllarca hocalık yaptı. 1385-1408 Hicri (1965-1988 Miladi) tarihlerinde üniversitenin programlarının yeniden düzenlenmesinde rol aldı. Üniversite yönetimi tarafından iltifat gördü. Sudan’daki Ümmü’d Derman İslam Üniversitesi’ne ziyaretçi öğretim üyesi olarak gitti. Sonra Hindistan’da da bu tür faaliyetlere katıldı, konferanslar verdi. Sonra İmam Muhammed b. Suud Ünivesitesi’ne döndü.

Abdülfettâh Ebû Gudde, devrin önemli isimlerinden ders okuduğu gibi birçok talebe de yetiştirdi. Halep’te Şeyh Rağıp Ettabbah, Şeyh Ahmed Zerka, Şeyh İsa el-Beyanuni, Şeyh Muhammedü’l-Hâkim, Şeyh Esad Abaci, Şeyh Ahmet el-Kürdi, Şeyh Necip Siracüddin, Mısır’da, Şeyh Muhammed Hadr Hüseyin, Şeyh Abdülmecid Diraz, Şeyh Abdülhâlim Mahmud, Şeyh Mahmud Şeltut, Şeyh Abdüllah el-Gimari’den dersler aldı. Özellikle büyük Osmanlı Devleti’nin son Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi ve Şeyhülislam ders vekili Muhammed Zahid el-Kevseri’den istifade etti. Hasan el-Benna ile de davet metotları üstüne görüştü.

Allâme Gudde, ilmi faaliyetler için Mısır, Hindistan, Pakistan, Sudan, Mağrib, Irak, Yemen, Katar ve Türkiye gibi ülkelerde önemli âlimlerle görüştü. Bu ülkelerin bir kısmında misafir öğretim görevlisi olarak ders verdi. Pakistan’da Şeyh Ebu’l-Hasan en-Nedvi, Muhammed Şefi’, Atiku’r Rahman, Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Muhammed İdris Kandehlevi, Muhammed Yusuf Bennuri, Muhammed Latif, Ebu’l Vefa Afgani ve Ebu’l A’la el Mevdudi âlim ve yazarlarla tanıştı. Türkiye’de Ali Nar Hoca ile yakın dostluğu vardı. Bu dostlukları hazretin vefatına kadar fasılasız devam etti.

Üstad Ebu Gudde, İslâmî emirlerde çok hassastı. Vazifesine tam vaktinde gelirdi. Bu arada Suriye devlet başkanı Hafız Esad’la irtibat kurarak birçok siyasi tutukluyu affettirdi. Hükümetle İslâmî hareketler arasında problem kalmadı. Şeyh, Suriye’ye dönüşünde büyük bir törenle karşılandı.

Üniversitedeki resmi görevinden sonra telif ve tahkik çalışmalarına ağırlık verdi. Yoğun çalışmadan dolayı retina yırtılmasıyla başlayan hastalık sürecinden sonra karın ağrısından muzdarip olarak Melik Faysal Hastanesi’nde tedavi altına alınsa da bağırsak iltihabından dolayı 9 Şevval 1417 (miladi 17 Şubat 1997 Pazar günü) 80 yaşında Riyad’da dâr-ı bekâya intikal etti. Vasiyeti üzerine Medine-i Münevvere’deki Cennetü’l-Bakî kabristanına defnedildi.

Eserleri: Abdülfettâh Ebû Gudde, gerek yazdığı eserler gerekse tahkikleriyle ön plana çıkmıştır. 40’ın üzerinde eseri olan Gudde’nin bazı öne çıkmış eserleri şunlardır: “Lemeḥât min târîḫi’s-sünne ve ʿulûmi’l-ḥadîs̱, el-İsnâd mine’d-dîn, Safḥa müşriḳa min târîḫi semâʿi’l-ḥadîs̱ ʿinde’l-muḥaddis̱în, es-Sünnetü’n-nebeviyye ve beyânü medlûlihâ eş-şerʿî ve’t-taʿrîf bi-ḥâli Süneni’d-Dâreḳuṭnî, Taḥḳīḳu ismeyi’ṣ-Ṣaḥîḥayn ve’smi Câmiʿi’t-Tirmiẕî, Aḫṭâʾü’d-duktûr Taḳıyyüddîn en-Nedvî fî taḥḳīḳi kitâbi Ẓaferi’l-emânî, Mesʾeletü ḫalḳi’l-Ḳurʾân ve es̱eruhâ fî ṣufûfi’r-ruvât ve’l-muḥaddis̱în ve kütübi’l-cerḥ ve’t-taʿdîl, Ümerâʾü’l-müʾminîn fi’l-ḥadîs̱, Ḫuṭbetü’l-ḥâce leyset sünne fî müstehelli’l-kütüb ve’l-müʾellefât, .el-ʿUlemâʾü’l-ʿuzzâb elleẕîne âs̱erü’l-ʿilme ʿale’z-zevâc, Terâcimü sitte min fuḳahâʾi’l-ʿâlemi’l-İslâmî fi’l-ḳarni’r-râbiʿ ʿaşer ve âs̱âruhümü’l-fıḳhiyye, Ṣafaḥât min ṣabri’l-ʿulemâʾ ʿalâ şedâʾidi’l-ʿilm ve’t-taḥṣîl, Ḳıymetü’z-zemen ʿinde’l-ʿulemâʾ, Menhecü’s-selef fi’s-suʾâli ʿani’l-ʿilmi ve teʿallümi mâ yeḳaʿu ve mâ lem yeḳaʿ, Nemâẕic min resâʾili’l-eʾimmeti’s-selef ve edebihimi’l-ʿilmî,  er-Resûlü’l-muʿallim ṣallallâhü ʿaleyhi ve sellem ve esâlîbühû fi’t-taʿlîm, Min Edebi’l-İslâm, Kelimât fî keşfi ebâṭîl ve iftirâʾât, Eyyühe’l-müstemiʿu’l-kerîm vb.”

Görüşleri: Allâme Ebû Gudde, akait, tefsir, fıkıh, hadis ve Arap dili ve edebiyatı konularında yetkin, özellikle hadis ve fıkıhtaki çalışmalarıyla ön plana çıkmış müstesna bir âlimdir.

Son devrin önemli İslâm/Ehl-i Sünnet âlimi olan Ebû Gudde’nin nazarında vakit, her zaman maldan daha değerli idi. Çalışacağı işlerde, programın başına kitapları koyar ve ‘benim sermayem çok azdır’ derdi. Bununla ömründen arta kalan senelerin azlığına işaret ederdi. Üstadın, ilim ve amel yani ilmiyle amil olma vasfı hadis-i şeriflerde beyan edilen şekle uygundu. İlmiyle amelin en üst düzeyi de İslâm’a davet safında çarpışmaktır. Allâme Gudde de kendisini saran tehlikeler karşısında şu cümleleri sık sık tekrar ederdi: “Müslüman olarak ölmekten çekinmem, Allah yolunda savaşırken nasıl öleceğimi de düşünmem.”

Allah-u Teâlâ rahmet etsin. Makamı âli, mekânı cennet olsun.