ABD’NİN PYD’ye verdiği ağır silahların PKK’ya aktarıldığı belirlenince Ankara, Obama yönetimimi uyarmış. Uyarmış da ne olmuş diye sormayın. Bir şey olduğu/olacağı yok. PKK’nın Kandil’deki gizli deposunun vurulması ile ABD silahlarının PKK’ya aktarıldığının ortaya çıkması üzerine Başbakan Davutoğlu, “PYD’ye yapılan yardım sofistike bir silahsa, hemen Irak’ta PKK’nın eline gidecekse ve Türkiye’ye girecekse, buna izin verebilir miyiz PYD’ye yardıma PKK’ya yardım muamelesi yapılır” diyerek yıllardır bilinen ama silahların Kandil’den Türkiye’ye girişini engelleyemeyen, ses çıkartılamayan bir konuda harekete geçildiği gibi bir hava oluşturuldu. Hâlbuki PKK’nın 30 yıldan beri ABD tarafından eğitilip donatıldığını sağır sultan bile duydu/biliyor. Bizde bu köşede çözüm süreci adı altında başlatılan çalışmalar sürerken, Kandil’in çözüm sürecine uyma, silahları gömme iradesi bulunmadığını, ülkemizde gerçekten barış sağlanmak isteniyorsa önce terör örgütünün arkasındaki yabancı ellerle (Haçlı ittifakı) ilişkisinin kesilmesi gerektiğini vurguladık. Bu bakımdan bizim bildiğimiz, ısrarla dile getirdiğimiz bir konuyu devletin bilmiyor, olayın gizli mühimmat deposunun vurulması ile farkına varılmış olması inandırıcı değildir. Gerçekten, PYD’ye verilen silahların PKK’ya gittiği ilk defa öğrenilmiş, ABD’nin PKK’ya silah desteği verdiği ilk defa öğrenilmiş ise bizim için, “Yöneticimiz uyuyor mu ” diye sorma hakkımız doğar.
Bu bakımdan PKK ve bölgemizdeki diğer terör örgütlerinin arkasında ABD ve bazı AB ülkelerinin bulunduğunu bu ülkeyi yönetenlerin bilmediğini düşünmek doğru olmaz. Bilindiği halde neden bugüne kadar terör örgütünü silahlandırıp üzerimize salanlarla aynı safta yer aldığımız sorusunun cevabı ne olacaktır Bu bir mecburiyet mi, güç karşısında sessiz kalmayı tercih ediş midir Eğer ABD’nin bölgemiz ve ülkemize yönelik planları bilinmesine rağmen birlikte yürünüyor ise Ankara’nın Obama yönetimini uyardığı haberlerinin fazla bir anlamı kalmaz. Çünkü ABD’yi uyarmak diplomatik bir girişim olmaktan öte gitmez. Kaldı ki, Ankara’nın Obama yönetimini uyardığı haberlerinin gazetelerde manşete taşındığı gün bir başka haber daha dikkat çekiyordu. O haber ise, “ABD: YPG’ye destek sürecek” başlığı altında verilirken şu bilgiler yer alıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kirby, ABD’nin PYD’nin askeri kanadı YPG’yi desteklemeyi sürdüreceğini söyleyerek, “IŞİD’e karşı etkin bir biçimde mücadele eden grupları uygun bir biçimde desteklemeye devam edeceğiz” diyerek ABD’nin tutumunu net bir şekilde ortaya koyuyor, bu arada PYD’ye verilen silahların PKK’nın eline geçtiğinin farkına varılmasının ardından Türkiye’nin ABD’yi uyarmasının da ABD yönetimi üzerinde bir etkisinin olmadığını ortaya koyuyordu.
O zaman meselenin ABD’yi uyarmakla çözüme kavuşmayacağını, bölgeden ABD ve yandaşları sökülüp atılmadığı sürece bölge ülkelerinin huzura kavuşmayacağının bu ülkeyi yönetenlerin farkına varması gerekiyor. Bu noktada ABD’yi bölgeden söküp atmak o kadar kolay mı gibi bir soru akla gelebilir. Kolay olmadığını elbette biliyoruz. Ancak, önce bölgeyi karıştıran, ülkemizi 30 yılı aşkın bir süreden beri terör belası ile uğraştıran güçlerin başında ABD’nin geldiğini görmek ve ona göre yeni bir tutum belirlemek gerekiyor. Bugüne kadar birçok gerçek bilindiği halde bilinmiyormuş gibi davranarak ülkemizin ve bölgemizin geleceğini sömürgeci güçlerin insafına terk etmiş olan politikalardan vazgeçildiği takdirde, yeni adımların neler olabileceği gündeme gelebilir. Yani “Bize ne Amerika’dan” diyebilmek şarttır. Ancak, böyle bir tavır değişikliği karşısında bir takım kimselerin bedel ödemek zorunda kalacaklarını bilmeleri ve bunu göze almaları gerekiyor. Rahmetli Erbakan Hocam 4 partisi kapatılmış beşincisini kurmak zorunda kalmış, uzun yıllar politikanın dışına itilmişti. Onun mirasına sahip çıkanlar hiçbir bedel ödemeden İslam dünyasının lideri olabileceklerini düşünüyorlarsa yanılırlar. Teslimiyetle de lider olunmaz o da ayrı bir gerçek.