ABD'nin İran ve Türkiye hesapları?

Abone Ol

ABD nin Yeni İktidar Üçgeni başlıklı yazımızı şu

sorularla tamamlamıştık: Peki, ABD nasıl bir yeni oyun geliştirmektedir ABD

Üçgeni ya da Dörtgen i neleri hedeflemektedir Ne tür yeni ittifaklar

öngörülmektedir Daha da önemlisi, Türkiye bunun neresindedir

Aslında bu sorunun cevabı, Türkiye ve Ortadoğu konusunda

uzman olan ve çalışmalarının bir kısmı ülkemizde de yayınlanan Amerikalı ünlü

gazeteci Stephen Kinzer tarafından Ezber Bozmak: İran, Türkiye ve Amerika nın

Geleceği başlıklı kitabında 2010 yılında verilmeye çalışılmıştı.

Dolayısıyla, literatürü yakından takip edenler açısından

ABD-İran yakınlaşmasının, en azından ABD perspektifinden gerekçeleri 3 yıl

öncesinden bilinmekteydi. Kuşkusuz, ilk ipuçları Kinzer öncesi Brzezinski

tarafından 90 lı yılların ikinci yarısında ve 2000 li yıllarda kaleme alınan

Avrasya Satranç Tahtası ve Tercih adlı çalışmalarda ortaya konulan bu

husus, Mackinder in çalışmalarında da İran merkezli olarak yer almaktaydı. Bu

da, İran jeopolitiğinin Avrasya güç mücadelesindeki yerini ve niçin ABD

tarafından vazgeçilmez oluğunu ortaya koymaktadır.

Nitekim, süreci yakından takip edenler ABD nin İran a diz

çöktürmek istemekle birlikte, onu niçin tamamen bitirmek istemediğinin

farkındadırlar. Bunun gerekçeleri çoğumuzun malumu olduğu üzere şu şekilde

sıralanmaktadır: 1. ABD açısından kontrollü tehdit unsurları nın her zaman

için güçlü bir tercih nedeni olması (müdahale, varlığını devam ettirme vb.

hususlarda bir meşruiyet zemini, gerekçesi oluşturması); 2. Bu bağlamda, Körfez

Ülkeleri üzerinde ABD etkisinin İran tehdidiyle devam ettirilmesinin pratikte

sağladığı çok boyutlu fayda; 3. Türkiye yi dengelemek ve İran üzerinden

bölgesel anlamda genişleme ve derinleşme politikalarını engellemek istemesi

(Yani, İransız bir bölgenin Türkiye nin ABD-Batı nezdinde elini daha da

kuvvetlendireceğini, Kafkaslar ve Orta Asya başta olmak üzere bölgesel bağlamda

daha da kuvvetleneceğini hesap eden ABD nin İran üzerinden Türkiye yi

sınırlamaya çalışması); 4. Şii İslam üzerinden İslam dünyasını bölmek, kendi

içerisindeki ihtilafı daha da derinleştirmek ve böylece İslam dünyasında olası

bir birleşmenin önüne geçmek (nitekim, Ortadoğu da yaşanan son gelişmeler bunu

fazlasıyla teyit etmektedir. Sünni İslam dünyasına karşı Şii İran ın adeta önü

açılmaktadır ki, bu fazlasıyla düşündürücüdür.)

Kuşkusuz, bu maddeler daha da çoğaltılabilir. Ama bu

noktada sözü yine Kinzer e bırakmak istiyorum. Kinzer, söz konusu çalışmasında

İran ve ABD arasında geliştirilecek yeni bir işbirliğinin en temelde 21.

Yüzyılın Cazip İktidar Üçgeni açısından kaçınılmaz olduğuna vurgu yapar ve

şunu söyler: Ortadoğu daki diğer Müslüman ülkeler arasında sadece bir

tanesinin daha kalbi demokrasi için tutkuyla atmaktadır. Sadece bir ülke, bir gün

aniden Türkiye deki politik özgürlük seviyesi ile rekabete girişecek hale

gelebilir, hatta geçebilir bile: İran.

Kinzer, bu iktidar üçgeninin diğer sacayağı olarak da

Türkiye nin adını zikreder. Ona göre, Türkiye-İran-ABD Üçlüsü iki sebeple

mantıklıdır: Ülkeler aynı stratejik ilgileri, halklar da aynı değerleri

paylaşmaktadır. Ayrıca, Eski Üçgen (gerçekte iki ayrı ilişki, yani

ABD-İsrail, ABD-Suudi Arabistan) Soğuk Savaş döneminde Washington un

çıkarlarına iyi hizmet etmekle beraber, istikrarlı bir Ortadoğu yu beraberinde

getirememiş, anti-Amerikancılığı ve ABD nin maliyetlerini çok boyutlu bir

arttırmıştır.

Bu noktada, ABD nin ikilemini basitçe Amerika,

Ortadoğu da istikrar istemektedir ama politikaları ters tepmektedir şeklinde

ortaya koyan Kinzer devamla şu soruyu sormaktadır: Amerika başarısız olan

politikalarını hangi yeni politikalarla değiştirebilir Buna cevabı ise aynen

şöyledir: Önce Türkiye ile daha da yakın bir ortaklık inşa et ve gelecekte de

demokratik bir İran la. İkinci olarak, hem Birleşik Devletler in hem de onların

uzun dönemli çıkarlarına hizmet edecek şekilde karşı çıksalar bile- İsrail ve

Suudi Arabistan la ilişkileri yeniden şekillendir.

Dolayısıyla, ABD açısından aşksız bir evliliğin

tarafları olarak bizzat Kinzer tarafından ABD-İsrail, ABD-Suudi Arabistan

ikililerinin yerine ABD-Türkiye-İran üçlüsü ideal bir birliktelik olarak

sunulmaktadır.

Aslında, bu birliktelik her ne kadar ABD nin Ortadoğu

politikalarını yeniden revizyonu gibi gösterilmeye çalışılsa da, orta ve uzun

vadede hedefin sırasıyla Rusya ve Çin olduğu görülmektedir. Diğer taraftan, son

dönem ABD-Rusya ilişkileri, adeta Moskova ya tanınan yeni bir fırsat olarak

karşımıza çıkmaktadır. Eğer Rusya, uzun vadede büyük bir tehdit olarak gördüğü

Çin karşısında ABD nin attığı son adımlara daha derin bir şekilde cevap verme

yoluna giderse, dünya ABD nin son tercihi ile tanışacaktır ki bu,

ABD-Rusya-İran-Türkiye dörtlüsüdür.

En azından ABD cenahının hayalleri bizi bu noktaya

götürüyor ve açıkçası son gelişmeler, Türkiye boyutu dahil olmak üzere, bize

fazla yabancı gelmiyor.

Bakalım, Washington daki hesap, en azından Tahran ve

Moskova ya uyacak mı Ve Türkiye bu birlikteliğe ne diyecek