ABD’den PKK’ya yardım

Abone Ol

Korona salgını üzerine her geçen gün yeni bir takım iddialar gündeme geliyor. Bunlar nereden çıkıyor kesin olarak bilmek mümkün değil ama insanları bir süre meşgul ediyor. Özellikle gergin ortamlarda insanlar benzer hikayelerin doğruluğunu araştırmaya ihtiyaç duymadan kulaktan kulağa aktarmayı tercih ediyorlar. Söz gelimi 40 yılı aşkın bir süredir tanıdığım bir kardeşimi sokağa çıkma yasağının ilk günü arayarak hatırını sordum. Böylece bir bakıma bu sıkıntılı günlerde hem moral vermek hem de hasret gidermek istedim. Geçmişte omuz omuza birlikte mücadele verdiğimiz kardeşimin sesini duymaktan memnun oldum. Sohbetimiz sırasında geçmişe fazla dalmadık. Çünkü içinde bulunduğumuz şartların oluşturduğu sıkılmışlıktan geçmişten çok bugünü konuştuk.

Elbette, günün konusu koronavirüs olunca ister istemez sohbetlerde bu konu etrafında dönüyor. Böyle olunca daha önce de birkaç kere dikkat çekmeye çalıştığım benzer söylentilerin bir benzerini eski dosttan da benzer bir öngörü dinledim. Buna göre söz konusu virüs Siyonist bilim adamları tarafından laboratuvarda üretilmiş, böylece dünya hem salgının sebep olacağı tahribat sebebiyle ülkeler Siyonizm karşısında güçsüz düşürülecek hem de ellerinde hazır bulunan aşıyı piyasaya sürerek trilyonlarına trilyonlar ekleyerek küresel sermayenin hakimiyetini pekiştirecekler. Anlatılan özetle böyle. Hemen belirteyim ki, kaynağı belirsiz bir takım senaryolara hemen inananlardan değilim. Böyle bir yaklaşımı doğru da bulmuyorum. Mesela sanal alemde her gün ortaya atılan iddiaları izlememeyi, üzerinde düşünmemeyi tercih ederim. Çünkü bir haberin sahibi ve kaynağı belli değilse, birileri belirsizlikten yarar ummaya çalışıyorlar demektir. Çünkü sağlam bir iddiası olanlar kendilerini gizlemeye gerek duymadan haberlerin ve iddialarının arkasında dururlar. Kendilerine bir takım soruların sorulmasına izin verirler. Ama kendileri ortada hiç görünmeden, sorgulanmaları mümkün olmadan ortaya atılan bir takım iddiaların iyi niyetli olmalarını düşünmek bu tiplere destek olmak anlamına gelebilir diye düşünüyorum.

Salgın devam ederken öncelikli olarak tüm dikkatimizin bu salgından korunmaya yöneltilmesi gerekiyor. Ancak, salgın sona erdikten sonra bu salgın nasıl çıktı, sebebinin neler olduğunun araştırılması gerekir. Eğer, şimdi çeşitli senaryoları ortaya atanlar salgın sona erdiğinde bu tür soruların cevabını araştırmayı unuturlarsa, daha sonraki bir salgına da şimdi olduğu gibi yeni hazırlıksız yakalanacağız demektir.

Şimdi aktaracağım husus da bir gazeteci arkadaşın ifadesine dayanıyor. Tüm dünya salgın ile mücadele ederken, büyük kayıplar veriyor ve acılar yaşıyor. Bazı ülkeler salgın karşısında öylesine aciz kaldılar ki, birer kartondan kaplan oldukları ortaya çıktı. Hatta sağlık çalışanlarına ve insanlarına lazım olan maske temini için, bir süre önce ekonomik savaş açtıkları ülkelerden maske talebinde bulundular. Bununla da yetinmediler bir ülkenin parasını verip satın aldığı maskelere yolda el koydular. Bu ülkelerden birinin de ABD olduğu medyaya yansıyan haberlerden öğreniyoruz. İşte bu ABD, bir diğer ifadeyle dünya jandarmalığına soyunmuş bu ülkenin PKK/YPG’ye salgın ile mücadelede kullanması için 1.5 milyon dolar yardım yapmış. Hemen belirteyim ki, böylesine bir salgın karşısında yeryüzünde hiç kimsenin çaresiz kalmamasını arzu ederim. Bunun için insan olunması yeter. Ancak, ABD’nin salgınla mücadele için devletlerin değil de bir terör örgütünün yardım için seçmiş olması dikkat çekici değil mi? Tekrar belirteyim ki bırakın teröristler ölsünler diyor değilim. Ancak, bölgede salgın ile mücadele konusunda zor durumda olan ülkeler varken,  hatta ABD kendisi salgın karşısında aciz duruma düşmüş iken ülkeleri değil de terör örgütlerini korumaya almasının düşünülmesi gerekiyor. Böyle olunca da görünen o ki, salgın vesilesiyle daha pek çok iddia ve olay gündeme gelecek ve kafalar karışmaya devam edecek. Bunun için salgının ardından tüm bunların yeniden değerlendirilmesi doğrularla yanlışların süzgeçten geçirilmesi gerekiyor.