ABD ve NATOya güvenerek yola çıkılabilir mi?

Abone Ol

Son zamanlarda NATO birden bire Türkiye’nin koruyuculuğuna soyundu.Türkiye’nin kendini savcunma konusunda NATO’ya ihtiyacı olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu ama her fırsatta ,”NATO Türkiye’yi savunmaya hazır” açıklaması yapılıyor.Bu arada ABD’li bir takım yetkililerden de,  ”IŞİD Türkiye için direkt tehdit” açıklamaları geliyor. NATO’dan yapılan ile ABD’li yetkililerin açıklamaları birlikte düşünüldüğünde,Türkiye’nin aleni olarak Suriye’de IŞİD’e yönelik kara harekatında tek başına yer alması isteniyor, bunun için teşvik ediliyor.Hemen belirteyim ki,ABD ile NATO’nun birlikte hareket etmesini anlıyorum ama Kılıçdaroğlu’nun Meclis’ten geçen tezkereyi yeterli bulmayıp Kobani’ye asker gönderip IŞİD’i bertaraf edip dönmekle sınırlı yeni bir tezkere gönderilmesini,kendilerinin de destek vereceklerini açıklamasını,yani,Kılıçdaroğlu’nun da NATO ve ABD ile aynı çizgide yer almasını insan anlamakta güçlük çekiyor.

Bu noktada İmralı ve HDP’den yapılan açıklamalar ayrı bir konu.İmralı “Sokaktaki şiddeti bitirin” çağrısı yaparken HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da İmralının çağrısına paralel,“Şiddet bu saatten itibaren durmalı” açıklaması yapıyor.Bu açıklamalara  bakıldığında sanki şiddet onların isteği ile başlamış, onların isteği ile de duracakmış görüntüsü çıkıyor.Sanki Öcalan ve Demirtaş’ın PKK üzerinde tam bir etkiye sahip oldukları gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Şahsen gerek HDP gerek İmralı’nın PKK üzerinde böylesine bir kontrole sahip olduklarını düşünmüyorum. Gerçekten böyle bir etkileri var ve sokağa çıkın denildiğinde çıkılıyor, çekilin denildiğinde çekiliniyorsa o zaman son günlerdeki katliamlardan da sorumlu olurlar.Böyle bir sorumluk omuzlarına yüklenmiş olanlarla çözüm sürecini sonuna kadar götürmek nasıl mümkün olacak.Bunu söylerken HDP ve İmralı’nın çözüm sürecini istemediklerini ileri sürüyor değilim.Ancak,PKK üzerinde bunların tam bir hakimiyeti olduğu varsayılarak yola çıkılmış ise çözüm sürecinden bir sonuç çıkmayacağını hatırlatmak istiyorum.Çünkü,dünya üzerinde tüm terör örgütlerinin olduğu gibi PKK’nın da dış destekçileri ve bağlantıları vardır.Bu dış bağlantılar ülkemizdeki terörün sona ermesini istemedikleri sürece  çözüm sürecinden  istenen sonuç alınamaz. Zaten NATO ve ABD’den yapılan açıklamalar dikkate alındığında ABD ve yandaşlarının PKK ile bir dertleri yok.Onlar için şu anda sadece IŞİD tehdidi söz konusu.Bu tehditlere karadan karşı karşıya gelmeyi istemeyen ABD ve yandaşlar mücadelenin kara boyutunu Türkiye’ye havale etmek,bunu da PKK ile birlikte yapmasını istiyorlar.Kaldı ki,son terör olaylarının ilan edilen sebebi de Kobani’deki çatışmalara Türkiye’nin doğrudan müdahale etmemesi olduğuna göre  belli ki,bazı iç ve dış çevreler Türkiye’yi kara harekatına sokmak,IŞİD ile karşı karşıya getirme hususunda işbirliği içindeler.Elbette şartlar gerektirdiğinde Türkiye sınırlarının ötesinde de harekata geçebilir.Ama,bu 4 senedir Esat katliamlarını izlemekle yetinenlerin istekleri olmaz/olmamalıdır.Çünkü,Suriye ve Irak’ta yaşananların esas sorumlusu Esat yönetimidir.Çatışmaların sorumlusu cezalandırılmadan o karmaşadan yararlanarak oluşan bir takım örgütlerin yok edilmesi Türkiye’ye ihale ediliyorsa bunu yapanlarla  Türkiye’nin birlikte yürümesi herhalde düşünülemez.