Bu köşenin okuyucuları bilir, Irak ın işgali kararı
alındığında bu ülkenin bölüneceğini, Suriye de olaylar başladığında buranın da
bölünmesinin gündeme geleceğini yazmıştık. Bunları yazmış olmamız ne bir
temenni ne de falcılıktı. Sömürgeci güçler ile dünya Siyonizm inin bölgemize
yönelik hedeflerini bilenler için bunları görmek ve yazmak sıradan bir
değerlendirmeydi. Sadece, güç karşısında sinmiş, ruhu kararmış güce tapıcılar
bu tür gelişmeleri topluma duyurmaktan kaçınıyorlar. Irak a yönelik işgal
kararının tartışıldığı günlerde Saddam ın elinde -bu ülkede araştırma yapan BM
heyetinin tüm karşı raporlarına rağmen- nükleer ve biyolojik silahlar olduğu
ileri sürüldü. Buna bir de Saddam ın diktatör oluşu, insan haklarına gerektiği
kadar saygı duymadığı eklenince dünyanın büyük bölümü ile sömürgeci güçlerle
işbirliği halinde olan çevreler işgalcilere alkış tuttular. Bir ülkenin işgal
edilişi özgürlük ve bir kanlı katilden dünyanın kurtarılması olarak takdim
edildi. Sonuç olarak işgal gerçekleşti, Saddam ve yakın çevresi ya kaçtı ya da
idam edildi. Sadece Saddam döneminde de yetkili makamda bulundukları halde
sömürgecilerle işbirliği yapanlar kurtuldular.
Hatırlatmakta fayda var ki, Saddam ve yakın çevresinin
idam edilmesi ile Irak operasyonu son bulmadı. Önce Irak ın ikiye bölünmesi
gerçekleştirildi. Her ne kadar bu ülkeyi uluslararası toplantılarda merkezi
yönetim temsil ediyor görünse de bugün Kuzey Irak ta ayrı bir devletin
oluştuğunu görmemek için kör ve sağır olmak gerekir. Türkiye olarak biz bile
Kuzey Irak Yönetimi ile petrol anlaşmaları yapıyor, merkezi hükümet ile
uluslararası kuruluşlarda karşı karşıya geliyoruz. Ancak sömürgeci güçler ile
dünya Siyonizm ini Irak ın ikiye bölünmüş olması tatmin etmemiş, daha da
ufalanması, bu da sağlanamaz ise Irak ta Sünni-Şii çatışmasını sürekli hale
getirmenin adımları atılmıştır. Böyle bir çatışmanın sonuçta Irak ta yeni bir
bölünmeyi gündeme getireceğini söylemek için ille de IŞİD in Musul u ele
geçirmesi gerekmiyordu. İşgalcilerin ve işgale destek verenlerin hedefi daha
işin başında belliydi.
Elbette sömürgecilerin hedefi bundan da ibaret değildir.
Çatışmaların sadece Irak ve Suriye ile sınırlı kalacağını düşünmek de olayları
eksik değerlendirmek olur. Bölgemizde daha geniş çaplı çatışma istiyorlar. Bu
bakımdan sadece Irak ve Suriye değil Türkiye ve İran ın da yer alacağı bir
çatışma hem sömürgeciler için bölgemizi kolay lokma haline getirecek hem de
dünya Siyonizm inin büyük İsrail hedefine giden yoldaki pürüzleri ortadan
kaldıracaktır. Birtakım zavallıların bu gerçeği bildikleri halde her fırsatta
Milli Görüşçülerin sömürgeciler ve Siyonizm in hedeflerine dikkat çekmesini
eleştiri konusu yapıyor olmaları işin özünü bilmiyor olmalarından değil,
bilerek işlerine öyle geldiği için sömürgeciler ve Siyonistlerle aynı safta yer
almayı tercih edişlerindendir. Dünyevileşen bazı Müslümanlar bilerek
sömürgecilerin yanında yer alıyorlar. Bu da İslam dünyasının sömürgeciler
karşısında duruşunu ve elini zayıflatıyor. Bu noktada Suriye deki çatışmalardan
kaçarak ülkemize sığınanların bir milyonu aştığını, benzer bir göçün Irak tan
da başladığı, Türkiye nin elini ve direncini zayıflatmak, terör belası ile
birlikte düşünüldüğünde kolaylaşmış olacaktır. Türkiye bir çarpışmaya girmese
bile her alanda istikrarsızlığa sürüklenecek, sömürgecilerin belirlenen
hedeflere ulaşması kolaylaşacaktır. Bölgemiz üzerinde hesapları olan çevreler
Türkiye yi sessizce bir kenara itmiş olacaklardır. Bu bakımdan gelişmeler
karşısında meseleyi polemik konusu yapmadan, küresel güçlere karşı birlik
oluşturmak gerekiyor. Bunu söylerken özellikle dış politikada iktidarın
yanlışları görmezden gelinsin diyor değilim. Elbette o da sorgulanacak.
Sorgulama ülke çıkarları gereğidir. Çünkü iktidarın bu alanda pek çok yanlışı
vardır.