20. YÜZYILA beş kala Paris’te ticari olarak insanoğlunun hayatına sokulan sinema; o günden bugüne kitleleri avutan, oyalayan, etkileyen ve eğiten rolüyle hep ön planda olmuştur. Dünyanın ilk sinema filmi, Fransız Lumiere Kardeşler (Louis ve kardeşi Auguste) tarafından çekilmiş ve 28 Aralık 1895 tarihinde Garden Cafe’de 33 kişilik bir izleyici topluluğunun beğenisine sunulmuştur.
Sinema, başlangıçta ticari bir iş şeklinde düşünülse de daha sonra ideolojik propaganda aracı haline gelmiştir. Sinema, ABD ve Batı tarafından bir taraftan toplumu avutan, oyalayan ve eğlendiren; diğer yandan toplumu etkileyen, eğiten ve ideolojiyi topluma sunan bir araç haline gelmiştir.
Fransa’da ortaya çıkan ve ABD ile bütün dünyaya yayılan sinema, ticari ve ideolojik yönüyle günden güne önemli hale gelmiş, televizyonun ortaya çıkışıyla sadece belirli mekânlardaki gösterim sınırlaması kalkmış, hemen her yerde bir kumandayla ulaşılır hale gelmiştir.
Sinemada din konusu, doğrudan ve dolaylı anlatım şekliyle olduğu gibi dini sorgulayan, görmezden gören hatta inkâr eden bir şekilde de tezahür etmiştir. Life and Passion of the Christ (İsa Mesih’in Hayatı ve Çilesi), The Ten Commandments, The Decaloque (On Emir) doğrudan Hıristiyanlık ve Yahudilik propagandasının yapıldığı filmlerdir. Yine Little Buddha (Küçük Buda), Seven Years in Tibet (Tibet’te Yedi Yıl) filmlerinde Budizm anlatılır.
Sinemada doğrudan İslam’ı konu alan filmlerin başında Mustafa Akkad’ın yapımcılığını üstlendiği The Message (Çağrı) ve Lion of the Desert (Çöl Arslanı Ömer Muhtar) yer alır. Yine Muhammad: Legacy of a Prophet (Hz. Muhammed: Bir Peygamberin Mirası) ve Malcolm X önemli filmlerdendir.
ABD sinemasının dünyaya açılan yüzü Hollywood’un pazarladığı filmler ve buradaki Yahudi etkisi inkâr edilemez bir gerçektir. 19 Aralık 2008 yılında Yahudi asıllı Joel Stein, Hollywood sinemasının Yahudilerin eline geçtiğini ve Amerikalıların bundan habersiz olduğunu yazmıştır. ABD’nin ve Siyonistlerin emperyal hedeflerinin bir aracı haline gelen Hollywood’da “Ateizmi övme ve dini sorgulama, evrim teorisi, Yahudi soykırımı (!), uzaylıların dünyaya saldırması, dünyadaki kaos, Amerikalıların dünyayı kurtarışı, kıyamet senaryoları, kıyametle ve ilahi güçle baş etme ve İslam düşmanlığı” gibi konularla zihinler bulandırılmaktadır.
Hollywood yapımı “The Man From Earth, Mary And Max, Religulous, Life of Brian, Letting Go of God, The Seventh Seal, Sunset Limited, God on Trial” gibi birçok filmde din sorgulanmakta ve ateizm propagandası yapılmaktadır. Yine “Creation, Inherit The Wind, Paul, Lucy” gibi filmlerde Darwinizm ve evrim teorisi övülmektedir. The Diary of Anne Frank, Schindler’s List, Life is Beatiful, Pianist, Amen gibi filmlerde Yahudilerin soykırımı (!) dramatize edilmektedir. Yine Armageddon, Matrix, Terminatör, Twelve Monkeys, Apocalypse Now (Kıyamet), The Day After, Independence Day, The Fifth Element gibi filmlerde kıyamet ve bununla baş etme yöntemleri işlenmektedir.
Gerek ABD gerekse Batı sinemasında, dinlerin olumsuz olarak değerlendirildiği yapıtlarda İslam dini ağırlıklı olarak hedef alınmaktadır. Innocence of Muslims (Müslümanların Masumiyeti), Operasyon: Argo, Fitna gibi filmlerde alenen İslam düşmanlığı yapılmaktadır. Tek başına “The Staning of Soraya M.” filmi bile bu tezimizi ispata yeter. Bu filmde İslam hukukundaki “recm cezası” eleştirilmektedir.
İslam dinini direkt eleştirmeyen filmlerde ise filmin içine serpiştirilmiş Hıristiyanlık ve Yahudilik propagandası hemen sezilmektedir: “Oyuncuların boynundaki ve duvarlardaki dini remizler, kilise ve havra görüntüleri, sofra başında dua, ayinler vs.”