ABD, uzun yıllardır Ortadoğu’nun jandarmalığını yapmakta; bütün kaosu, kan ve gözyaşını İslâm coğrafyasına yığarak buradaki yeraltı kaynaklarını sömürmektedir. ABD, sömürüsünü “demokrasi” sosuyla dünya kamuoyuna servis ederken, bir taraftan taraflara silah satmakta, diğer yandan bölgedeki çıban başı İsrail’in güvenliğini sağlamakta, diğer yandan da kaos içindeki coğrafyalardaki yeraltı kaynaklarını sömürmektedir.
ABD’nin İslâm coğrafyasında var olması, bahsettiğimiz üç faktörle bağlantılıdır. Elbette bu sebeplerin başında İsrail’in güvenliği gelmektedir. Sömürgecilik ve silah satışı işin kaymak kısmı. Bunlardan başka sebepler de mevcuttur ancak ABD’nin bölgedeki varlık sebebi temelde bu üç sebeple bağlantılıdır.
ABD, Ortadoğu, kısmen de Afrika ve Uzakdoğu ile bu kadar meşgulken aslında bir nevi Avrupa ve kendi sonunu hazırladığının farkında bile değil.
Zulüm, kan ve gözyaşını İslâm coğrafyasına yığarak buradaki sınırları değiştiren, sömürüsünü “demokrasi” sosu ile servis eden ABD’nin planları, fetret dönemi yaşayan bilinçsiz İslâm dünyasının gaflet uykusundan uyandırmaz ancak bölgede yaşanan “göç hareketleri” bugün olmasa yarın bütün Avrupa’yı ve ABD’yi derinden etkileyecektir.
ABD, “demokrasi getirme” bahanesiyle İslâm coğrafyasındaki birçok ülkeye müdahale edebilir, yeraltı kaynaklarını sömürebilir. Hatta İsrail’i bölgede koruyarak halkı Müslüman olan ülkelerdeki müstemleke yöneticiler vasıtasıyla normalleşme anlaşmaları imzalatabilir. İsrail, bir süre daha zulmüne devam edebilir ancak bu böyle gitmeyecek; bunu yakında göreceğiz.
ABD, “demokrasi getirme” bahanesiyle Suriye’yi parçaladı, Irak’ı ikiye böldü, Libya’yı tarumar etti. İran’da iç karışıklık çıkartmak istedi; başaramayınca Afganistan’daki Taliban yönetimiyle İran mollaları arasında yeni bir savaşın fitilini ateşlemeye çalışıyor. Geçmişte İran ile Irak’ı sekiz yıl savaştırmıştı. Afganistan’da ABD ve Rusya’nın güç mücadelesi şimdi Suriye’de yaşanmakta.
ABD, İslâm coğrafyasının ortasında Siyonist İsrail’in güvenliğini sağlarken, bunu sağlamak için Türkiye ve İslâm ülkelerindeki yöneticileri müttefik seçerek planını devreye sokarken, diğer yandan yeraltı kaynaklarını daha iyi sömürme ve İsrail’in güvenliğinin sürekli olması için sınırları değiştirmekte; buradaki halkların göç etmesine sebep olmaktadır.
Görünen o ki, ABD “demokrasi getirme” bahanesiyle karıştırdığı coğrafyalardan yaşanacak göçleri hesap etmiş olacak ki, Türkiye’yi “göçmen deposu” yapmaya karar vermiş ve bu planı yaklaşık çeyrek asra yaymıştır.
ABD, Ortadoğu’yu kan ve gözyaşıyla tedip ederken bölgeden yaşanacak göçler için Türkiye’yi tampon bölge olarak görmüştür. Bunun ilk adımı sınırlarımızdaki mayınları temizlemeyi ihtiva eden Ottawa Anlaşması’nın 12 Mart 2003 tarihinde kabul edilmesidir. Anlaşmayla, Türkiye sınırlarındaki mayınlar temizlenmiş, sınırlarımız göç hareketlerine karşı korumasız hale getirilmiştir.
ABD’nin yarım asrı geçen jandarmalık rolü, milyonlarca Müslüman’ın ölmesi, yüz binlerce göçün yaşanması, sınırların değişmesiyle neticelenmiştir. Elbette süreç devam etmektedir. ABD, bir süre daha zulmüne devam edecektir. Ancak geldiğimiz noktada İslâm coğrafyası tarumar olmuş, büyük göçler yaşanmış; topraklar el değiştirmiştir. Bugün, Türkiye, ABD’nin planıyla “göçmen deposu” haline gelmiştir.
Asıl tehlike bundan sonradır. ABD, İslâm coğrafyasından elini çekmezse sadece Avrupa değil, kendisi de vatanlarından göç eden toplulukların akınına uğrayacak, demografik yapısı değişecektir. Avrupa Birliği, 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye’deki mevcut iktidarla “Geri Kabul Anlaşması” imzalayarak Avrupa’yı göçmen akınına karşı güvenceye aldığını zannedebilir. Ancak Türkiye’deki göç yığılması bugün olmazsa yarın mutlaka sınırları yıkacaktır. Zira, Ortadoğu, Uzakdoğu ve Afrika’dan gelen milyonlarca göçmenin Türkiye’deki ekonomik kriz sonrası burada kalması mümkün olmayacaktır. Hatta Türkiye’nin yerli halkı da Avrupa’ya gitmek için gayret gösterecektir.
Sözün özü: ABD, İslâm coğrafyasından elini çekmez, bölgede jandarmalık rolünü terk etmez, musallat olmaya devam ederse bölgede yaşanan göçler yeni bir kavimler göçüne dönüşecek ve sadece Avrupa’yı değil, ABD’yi de etkileyecektir.
Bu göçler, yaşlanan ABD ve Avrupa nüfusunun demografik yapısını değiştirecektir. Özellikle Avrupa Birliği, ABD’nin İslâm coğrafyasındaki jandarma rolüne son vermek için harekete geçmeli, ABD’nin jandarmalığına başkaldırmalıdır, yoksa istemedikleri otlar burunlarının dibinde bitecektir.