ABD ve AB’nin gönülsüz bir şekilde Yunanistan’ın yanında yer aldıkların söylemek gerçeği ifade etmez sanırım. Çünkü söz konusu birliktelik ya da güdümüne girmek bir takım baskıların sonucu ortaya çıkmış bir birliktelik değil. Kökü derinlerde olan bir ortaklığın, ortak değerler birliğinin bir sonucudur. Özetle ABD ve AB’nin hemen her konuda Yunanistan’ın yanında yer almalarını Haçlı ittifakının bir sonucu olarak görmek ve değerlendirmek gerekiyor. Çünkü dikkat edilirse bir Müslüman ülke olan Türkiye, Avrupa Birliği’nin kapısında yıllardan beri bekletilirken Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan ülkeler çok geçmeden AB içinde yerlerini aldılar. Bir bakıma AB ülkeleri gelecek dindaşlarının yerini önceden hazırladılar ama bir Türkiye’ye bir yer bulamadılar. Daha doğrusu bulamadılar değil, bulmadılar demek gerçeğe daha uygun olacaktır.
Kısacası ABD ve AB ile Yunanistan’ın Haçlılık ruhunun kökü derinlerde. Söz gelimi ABD’nin sürekli olarak ülkemizin Ermeni ve Rumlarla ilgili sorunları söz konusu olduğunda Haçlıların safının önceden seçilmiş olduğunu otomatik olarak o seçilmiş konuma göre konum belirlediklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Söz gelimi ABD’nin Ege’de ne işi var diye sormak yanlış olmaz ama ABD Ege’yi kendine ait bir iç deniz gibi görüyor ve adalarda üsler kuruyor, bunun da ötesinde sürekli olarak bir ihtilaf söz konusu olduğunda Yunanistan’ın yanında yerini alıyor. Kurduğu üsler, Ege’yi adeta işgal etmiş görüntüsü veren ABD kurulmuş olanlarla da yetinmiyor, ABD’li parlamenterler sıkça Ege’de yeni üsler kurulmasını istiyorlar, sık sık gündeme getiriyorlar. Tüm bunların Yunanistan’a destek için istendiğini ve yapıldığını söylemek için allame olmaya gerek yok sanıyorum. Bu arada Avrupa Birliği’nin de kayıtsız şartsız Yunanistan’ın yanında oldukları adeta Ege Denizi’ni hatta Akdeniz Yunanistan’a ait gibi hareket ediyorlar. Hâlbuki Akdeniz Yunanistan’dan daha fazla Türkiye’nin hakkı olmasına rağmen, Yunanistan attığı adımlarla Türkiye’yi kendi sınırları içine hapsetmeyi hedefleyen bir tavır sergiliyor, buna rağmen hak, hukuk gibi kavramları dillerinden düşürmeyen Haçlılar, Yunanistan’ın bu tavrını seyretmeyi tercih ediyorlar.
Hemen belirtelim ki, Türkiye’nin Batı’dan dışlanma adımları sadece ABD’ye ait değil. İsveç ve Danimarka gibi ülkeler her fırsatta inancımıza saldırılara topraklarını açıyor, polis korumasında Kur’an-ı Kerim yaktırıyorlar. Bunu da fikir hürriyeti olarak sunuyorlar. Böylesine mantıksız bir tavır ve savunma karşısında olsun ülkemiz için yıllardan beri örnek gösterilen Haçlıların artık örnek olamayacağını görmek durumundayız. Çünkü onların Haçlı ruhu yüzyıllardan beri devam ediyor. Nerede ne zaman bir Müslüman ülke ile Haçlı bir ülke arasında sorun ortaya çıkmış ise anında Haçlılar önceden belirlenmiş Haçlı safında yerlerini almış bulunuyorlar.
Buna açık bir örnek olarak İsrail’in işlediği cinayetler karşısında Haçlı ittifakının kılının kıpırdamıyor olmasını da hatırlatmak yanlış olmayacaktır. Çünkü İsrail Ortadoğu’nun kalbine bir hançer olarak başta İngiltere olmak üzere saplanmıştır.
Özetle diyebiliriz ki, artık iç meselelerde ısrarlı bir şekilde oluşturulmuş kamplaşmanın hiç olmazsa dış politikada yaşanmasını engellemek gerekiyor. Çünkü kâfi miktarda yüzümüze dost görünseler de düşmanımız varken, bir de birbirimizle uğraşmanın sadece düşmanlarımıza cesaret verdiğini artık görmek durumundayız. Unutulasın ki ayıdan post gâvurdan dost olmaz. Haçlıları dost edinmek için harcadığımız enerjinin yarsını İslam dünyasını birleştirmek için harcamış olsaydık her konuda Haçlıların karanını beklemek durumunda kalmazdık sanıyorum. Bu bakımdan ABD ve AB’nin Yunanistan’ın güdümüne girmesinden çok, biz nasıl bir safta yer alıyoruz sorusunu cevaplandırmak düşüyor.