ABD’de Minneapolis’te polis şiddeti sonucu hayatını kaybeden George Floyd’un ardından gerek ülke içinde gerek dünyada protestolar hızlanarak devam ediyor. Polis tarafından bir siyahın boynuna baskı uygulanarak boğularak öldürülmesi ve bunun da görüntülenmesi ile ortaya çıkan tepki üzerine protestolarla yetinmeyip olayın üzerine düşünülmesi gerekiyor. Çünkü ABD’deki siyah düşmanlığı, daha doğrusu siyahların aşağılanması yeni değil. Diyebiliriz ki, ABD’nin kurulmasının ardında bir soykırım vardır. Çünkü Avrupalı beyaz adam Amerika’ya ilk geldikleri günden itibaren kıtada bir soykırım uygulamış.
Kıta, yerli halktan katliam sonucu boşaltılarak boşalan topraklara Avrupalı beyazlar yerleşmişti. Amerika kıtasında bugün yerlilerden ne kadar kaldığını tam olarak bilmiyorum ama kalanlar da toplumlardan soyutlanarak ıssız köşelere atılmış durumda. Bununla da kalmayan, Amerika kıtasına göç eden Avrupalı beyaz adamlar yerli halkı yok ederek ele geçirdikleri tarlalarda çalıştıracakları insanları da köle tacirleri aracılığı ile Afrika’dan taşıdılar. Afrika’dan getirilen bu insanların tek görevi vardı, efendilerinin çiftliklerinde çalışmak, onların rahatını sağlamak, kendilerine verilen bir parça ekmek ile hayatlarını devam ettirmeye mahkum edildiler. Bu noktada beyaz adamlar insanın aklında Afrika’dan getirilen siyah renkli insanlara verdikleri ekmeğin hesabını yapmışlar mıdır sorusu geliyor. Belki düşünmüşlerdir ama o insanlara ihtiyaçları olduğu için ölmelerini istememiş olabilirler. Çünkü milyonlarca yerli Kızılderili insanı yok edenlerin Afrika’dan getirttikleri siyahlara merhamet duymaları beklenemezdi. Aradan geçen bunca zamana rağmen hala siyahlar ikinci sınıf insan sayıldıklarına göre belli ki onları insandan bile saymamışlar.
Kısacası ABD’nin oluşumunun temelinde milyonlarca o toprakların esas sahiplerinin katledilmesi var. Kendi çıkarlarını korumak üzere oluşturulan sistemde de siyahların yeri tam olarak belirlenmemiştir. Daha yakın zamana kadar bazı lokantaların kapılarında köpekler ve siyahlar giremez yazılarının asılı olduğu hatırlanacak olursa ABD sisteminin şiddet üzerine kurulduğunu söylemek bile çok hafif kalacaktır. Bu noktada son cinayetin ardından patlak veren olaylarla ilgili ABD’li siyahi aktivist, New York Meclis Üyesi Charles Barron’un yaptığı değerlendirmeyi aktarmak istiyorum: “Barron, ülke sisteminin şiddete dayalı olduğunu belirterek, ABD yurt dışındaki emperyalist savaşlarıyla şedit, yurt içinde polis teşkilatı, Malcolm X gibi kendini savunmacı hareketleri yok etmek için oluşturduğu karşıt programları şedit” diyor.
Barron, “Uzun yıllardır uyarıyorum, değişim için barışçıl yöntemler dikkate alınmaz veya reddedilirse şiddet kaçınılmaz olur.
Polis bizi her gördüğünde, acımasız davrandığında, Anayasa’ya aykırı olarak durdurup sorguladığında insan haklarını ihlal ediyor, kanuna göre cezalandırılmaları gerekir” diyerek sözlerini sürdürüyor. Bu noktada insanın aklına ABD’de yasaların siyahların haklarını korumak için değil, beyazları üstün kılmak için çıkartıldığını ve düzenin buna göre kurulduğu düşünüldüğünde sanıyorum Barron’ın bu iyi niyetli yaklaşımı fazla bir anlam ifade etmiyor. Çünkü Avrupalı beyaz adam kıtaya ilk geldiği günden beri gerek yerli halkı gerek siyahları hiçbir zaman insandan saymadıkları için eşit de görmediler. Böyle olunca öncelikli olarak zihniyetin değişmesi gerekiyor. Barron sözlerini, “ABD’nin aşil topluluğunun kapitalist sistem olduğunu” hatırlatıyor. Bunun da kısa zamanda değişecek olmadığı bilindiğine göre, ABD vahşetine hak ve hukuktan yana olanların birlikte karşı çıkması gerekiyor. Çünkü parayı put kabul eden ABD’nin kapitalist anlayışının yıkılması sadece güçle mümkündür. Yoksa insan hakları, eşitlik gibi söylemler havada kalmaya mahkumdur.