ABD, Filistin yönetimini köşeye sıkıştırmak, bir takım dayatmaları kabul ettirmeye zorlamak için arka arkaya çeşitli kararlar alıyor ve uygulamaya koyuyor. ABD Başkanı Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını açıkladıktan sonra geçen Ocak ayında BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na ülkesinin yaptığı 125 milyon dolarlık yardımın 65 milyonunu kesmişti. Bu defa Trump Filistin’e yapılacak 200 milyon dolarlık yardımı kesmiş bulunuyor. Bu karar medyamızda genellikle “ABD’den Filistin’e şantaj” olarak nitelendirildi. Bu nitelendirmenin haklı ya da haksız olduğu üzerinde duracak değilim. Ancak, öncelikli olarak Filistin sorununun Müslümanların meselesi olduğunu hatırlatmak isterim. Filistin halkı eğer ihtiyaçlarını ABD ya da bir başka Hıristiyan ülkenin yardımları ile gidermeye mahkûm edilmiş, dünya üzerinde böyle bir yapı oluşturulmuş ise ABD’nin bazı yardımlarını kesme kararı almasının sürpriz bir tarafı yoktur. Çünkü Müslüman ülkeler Filistin halkına, yani kardeşlerine karşı görevlerini yeterince yapmıyor/yapamıyor demektir.
Bazı Müslüman ülkelerin ABD bankalarında trilyonlarca doları bulunduğu, bu paralar ABD yönetimi ve küresel sermaye çevreleri tarafından gelişmekte olan ülkelere faiz karşılığı borç olarak verilerek milyarca dolar kazanılıyorsa Müslüman kimlikli bir takım yöneticiler sadece görevlerini yapmıyor olmakla kalmaz, aynı zamanda diğer Müslüman kardeşlerinin Haçlı-Siyonist ittifakı tarafından sömürülmesine hizmet ediyorlar demektir. Bu bakımdan öncelikli olarak paralarını ABD bankalarında tutan, bu yolla dünyanın sömürülmesine destek veren Müslümanların tüm Müslümanların kardeş olduğunu hatırlamaları gerekiyor. Eğer ısrarlı bir şekilde hatırlamak istemiyorlarsa bu gerçeğin mutlaka hatırlatılması gerekiyor. Çünkü Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi ya da Filistin halkına yaptığı çerez parası kabilinden bir takım yardımları kesiyor diye ABD ya da bir başka Batılı ülkeyi suçlamadan önce kendimize yönelmemiz, yapmamız gereken neleri yapmadığımızın muhakemesini yapmak durumundayız. Bu yapılmadan, yani önce iğneyi kendimize batırmadan çuvaldızı başkalarına batırmanın haksızlıkları gidermesi mümkün olmaz.
Bunun için öncelikli olarak Müslümanların kardeş olduğu gerçeğini imanlarının bir gereği olarak hatırlayarak bu kardeşlik hukuku çerçevesinde hareket etmesi gerekiyor. Bunun ilk şartı ise Müslümanların birbirlerine yönelik yüzlerce olumsuzluğu gündeme getirilirken, her gün yeni bir şantajı hayata geçiren ABD ve yandaşları vazgeçilmez ortaklar, ulaşılması gereken hedef olarak insanlarımıza empoze etmeyi sürdürerek Haçlı-Siyonist ittifakının şantajlarını önlemenin mümkün olmadığını görmek durumundayız. Kardeşlerimizin yanlışlarını affedilmez olarak görüp, yüzyıllar boyu düşmanlıklarını her fırsatta yüzümüze vuranlara gösterdiğimiz anlayış ve hoşgörünün Müslümanlara gösteremeyişimizin kardeşlik hukukunu işlemez hale getirdiğinin farkına varmalıyız. Haçlı-Siyonist ittifakına gösterdiğimiz hoşgörünün yarısını Müslümanlara karşı gösterdiğimiz takdirde İslam Birliği’nin gerçekleşmesi mümkün olacak, Haçlı-Siyonist ittifakının oyunları büyük ölçüde bozulacaktır. Kaldı ki, Müslümanlar arasında halklar bazında ciddi bir problem yoktur. Dünyanın neresine giderseniz gidin Müslümanların sizi gönülden kucakladıklarını görürsünüz. Ama, Haçlı-Siyonist ittifakının mensupları kesinlikle sizi dost ve kardeş görmediklerini her fırsatta yüzünüze vururlar, en azından hissettirirler.
Bazı Müslüman ülkelerdeki gâvur sevici yöneticilerin tavrını genelleyerek Müslümanlar bir araya gelmez/gelemez yaklaşımını yaymaya çalışmak Haçlı-Siyonist ittifakına hizmet etmek demektir. Bu yanlıştan kurtulduğumuz zaman yeryüzünde her bakımdan belirleyici Müslümanlar olacaktır. Müslümanların belirleyici olması ise adaletin hâkim olmasını sağlayacaktır.