ABD, PYD’ de Neden Israr Ediyor?

Abone Ol

Sorun büyük. Suriye başımızı ağrıtmaya devam ediyor. Trump, YPG üzerinden PKK/PYD’yi ağır silahlarla donatma kararını onayladı. Cumhurbaşkanının ABD ziyareti bir bakıma anlamını yitirdi. ABD bu tavrıyla Türkiye’nin hassasiyetlerini hiçe saydığını ortaya koydu. 

Peki, ABD, PYD’de neden ısrar ediyor? Kısaca ifade etmeye çalışalım. Profesör Bayan Ofra Bengio. Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Merkezi’nde Kürt Çalışmaları programının başındaki isim. “Irak Kürtleri: Devlet İçinde Devlet Kurmak”  isimli kitabın da yazarı. Bengio bu merkez üzerinden İsrail’in, Irak ve Suriye’deki stratejilerinin oluşmasına destek veriyor. Her yazdığı kitapta ve röportajlarında Kürt devleti vurgusunu özellikle yapıyor. Daha önce Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski başkanı İsmail Hakkı Pekin’in görevdeyken, 2008 yılında bir İsrail ziyaretinde Mossad Başkanının “Türkiye Himayesinde Kürdistan” telkinine muhatap olduğunu söylediğini yazmıştık. Bengio’nun bu konudaki yorumları da Mossad başkanıyla örtüşüyor. Ayrıca Bengio Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğünü önceleri kırmızıçizgi olarak görmesine rağmen, sonradan strateji değiştirmesini de ilginç bir şekilde değerlendiriyor. 

“Türkiye’deki bu değişimin sebepleri ekonomik, siyasi ve stratejik. Dengeleri Kürt devleti lehine değiştiren son gelişme, Irak’tan yükselen çifte tehlikeydi; yani Irak’ın Şiistan ve Cihadistan’a dönüşmesi ve her iki seçeneğin de Türk toplumunun güvenliğini ve toplumsal yapısını tehdit etmesi. Böylece, Kürt devleti bu iki tehlikeye karşı bir bariyer olabilir.” demişti. Yani Türkiye’nin; 

1- İran’ın etkisi altına girecek olan Irak’ı dengeleyecek olan Sünni bir Kürt devletine sıcak bakma noktasına gelmek zorunda kaldığını,

2- DAEŞ gibi sözde cihatçı terör örgütlerinin Türkiye’yi tehdit ettiği gerekçesiyle, yine bu bölgedeki bir Kürt devletinin Türkiye’nin güvenliğine katkı sağlayacağını söylüyor. Ayrıca “Dünya, DAEŞ ve Bağımsız Kürdistan Arasında Bir Seçim Yapacak” diyerek DAEŞ

sopasının süreçteki rolünü açıkça izhar ediyor. 

Irak üzerinden yapılan bu telkinlere, Özal döneminin de bir adım ötesine geçerek, Barzani’ye maddi ve manevi her türlü desteği veren, devlet başkanlarına uygulanan protokolle karşılayıp, her şart altında onay verdiğini gösteren Türkiye’nin, Suriye’deki ABD-PYD ittifakı ile birden ne büyük bir tuzağa çekildiğini fark ettiğini görüyoruz. Öyle zannediyorum ki, ekonomik ve siyasi sorunlarımız nedeniyle, her şeye rağmen çıkışı yine Amerika’yla işbirliğinde görüp, ABD-PYD ilişkisini tanımak zorunda kalacağız. Umarım yanılırım. İşgal ile birlikte özellikle Maliki döneminde Irak’ta, İran’ın nüfuz alanını genişletenler, aynı zamanda DAEŞ’e de yol verip bölgeye etnik ve mezhepsel ayrışmayı körükleyecek dinamitleri yerleştirenler, bugün bu durumun Türkiye’yi tehdit ettiği iddiasıyla, haritaların yeniden çizilmesine onay vermesini bekliyorlar. 

Şimdi artık tek bir hedef kaldı; o da Suriye’nin kuzeyini de önce 1991’de Irak’ta olduğu gibi merkezi Suriye yönetimin denetiminden uzaklaştırmak, sonra da Ağustos’ta bağımsızlık referandumu yapacağını söyleyen Irak’ın kuzeyi ile ilerleyen zamanda birleştirmek. Bütün bunların Türkiye’yi ne denli tehdit ettiğini söylemek için strateji uzmanı falan olmanıza gerek yok. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur denir ya, bugünün gelişi 1991 Körfez Savaşı’ndaki Kuzey Irak’ta oluşturulan 36. Paralelle güzelce(!) hazırlanmış oldu. 

Yani anlayacağınız ABD’nin PYD konusundaki tavrı kuru bir inattan ibaret değil, önü sonu belirlenmiş bir plan. Trump’ın PYD’ye ağır silah verilmesini onaylaması da, “Obama bizi kandırdı, Trump’a derdimizi anlatabilirsek bizi anlar” tezimizin boş ve hoş bir rüya olduğunu bize göstermiş oldu.

Irak’ın kuzeyi bağımsızlığa hazırlanırken, Suriye’nin kuzeyi PYD’ye devredilirken hâlâ Misak-ı Milli diyerek iç kamuoyunun algısına oynayanlar buna inanıyorlar mı bilmem. Ancak bildiğim bir şey var ki, o da şayet oyun kurmak için doğru adımlar atamazsak, bu tehditten doğrudan etkilenecek komşu ülkelerle işbirliği alanları oluşturamazsak ülkemizin bütünlüğünü koruyamayacağız. 

Gelinen nokta itibariyle de, hele hele bu saatten sonra ABD’ye güvenmek ise intiharla eşdeğer bir tutum olur.