Geçtiğimiz hafta başında medyada, “ ABD’nin gizli gücü Suriye’de sayısız sivili öldürdü” başlığı altında yer alan haberde özetle şöyle deniyordu:
“New York Times gazetesi, ABD’nin Suriye’de çok sayıda sivilin ölümüne neden olan Talon Anvil isimli gizli yapısını deşifre etti. Bu görev gücü terör örgütü YPG’den gelen ve teyit edilmeyen bilgilerle saldırılar gerçekleştirdi.”
Kısaca haberde ABD tarafından oluşturulmuş ve Suriye’de görevlendirilmiş bir gizli örgüt adeta PKK/YPG terör örgütünün verdiği bilgilere dayanarak katliamlar yapmış/yapıyormuş. PKK ve Suriye’deki YPG adlı uzantısının vurucu gücü olarak görev yapan ve ABD’nin oluşturduğu bir güç. Kısacası, görünen o ki; ABD, terör örgütlerini güçlendirmek için söz konusu örgütlerin verdiği bilgilere göre hareket eden, sivil asker ayırmadan vuran bir örgüt oluşturmuş. İnsan, ABD denen devletin böyle bir örgüt oluşturmasını, terör örgütlerinin emrine vermiş olmasını kabul etmek istemiyor. Ne var ki, haberi veren ABD’de yayın yapan bir gazete. Böyle oylunca ister istemez başta Türkiye olmak üzere artık bölgemizde çatışmaların son bulması, terör örgütlerinden temizlenmesi isteniyorsa öncelikli olarak ABD’nin faaliyetlerinin engellenmesi gerekiyor. Bunun için de öncelikli olarak bölge ülkelerinin kendi iç sorunları içinde kaybolup, benzer dış tehditleri görmelerinin engellenmesinin arkasında da ABD ve Haçlı ittifakının olduğunun unutulmaması gerekiyor. Çünkü bölge ülkeleri birtakım terör örgütleri ile meşgul edilerek kendilerine gelmesi engelleniyor. Bunun da ötesinde özellikle İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırı ve katliamlarının hesabını sorma noktasına gelmeleri engelleniyor.
Bu köşede çeşitli kereler dikkat çekmeye çalıştığım gibi, geçmişte bölgemizin kalbine bir hançer gibi İsrail’in saplanmasını temin eden İngiltere idi. Gelinen noktada İngiltere’nin bölgemize bir hançer olarak sapladığı İsrail’in güvenliğinin korunması görevini de ABD üstlenmiş bulunuyor. Kısacası, adı ister ABD, ister İngiltere olsun bölgemizde ev sahibi olan Filistinliler maalesef gelinen noktada kendi topraklarında bir sığınmacıya dönüştürülmüş durumdalar. Ne var ki, onları Filistin’in gerçek sahipleri konumuna yeniden dönüştürülmelerini Haçlı –Siyonist ittifakından beklemenin gafletin ötesinde bir anlamı yoktur. Çünkü Haçlı-Siyonist ittifakının düşman olarak İslam ve Müslümanları belirlediklerinin bilinmeyen yanı yoktur. Bunun da ötesinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından NATO yeni düşman olarak İslam ve Müslümanları belirlediğini tüm dünyaya ilan etmekten çekinmedikleri de biliniyor. Kaldı ki, Haçlıların İslam ve Müslümanları düşman olarak belirlemiş olmalarını tüm dünyaya ilan etmelerinde bile gerek yok. Çünkü dikkat edilirse BM Güvenlik Konseyi’nde İslam dünyasını temsil eden bir tek Müslüman ülke bile yoktur. Böyle olunca da BM’den Müslümanların lehine bir kararın çıkması mümkün değildir. Kısacası, artık Müslüman ülkelerin birlik oluşturması için yeni gerekçelere ihtiyaç yoktur. Dünya üzerinde hâkim olan kurum ve kuruluşlar tamamen Haçlı-Siyonist ittifakının emrindedir. Böyle olunca yeryüzünde yeni bir düzenin kurulmasına ihtiyaç vardır. Bunun yolu da Müslümanların birliğinden geçiyor.