ABD, İsrail’in emrinde mi?

Abone Ol

bölgemizde ve özellikle de Filistinlilere karşı İsrail’in küstahlaşması ile ABD’nin Türkiye ve İran’a yönelik hamlelerinin aynı zamana rast gelmesi bir tesadüf olmasa gerek. Hatırlanacağı gibi, Trump’ın İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak ayrıldığını açıklamasının hemen ardından, İsrail, Filistinlilere yönelik bir katliam gerçekleştirdi. Oluşan tepkilerin ardından saldırılarını birkaç günlüğüne erteleyen İsrail, bu defa Gazze’ye ve Filistinlilere vur-kaç taktiği uygulamaya başladı. Çünkü İsrail katliamına karşı dünyadan yaptırıma yönelik bir tepki gelmedi. Düzenlenen mitingler ise İsrail’in umurunda olmuyor.

Öte yandan ABD, İran’a karşı ikinci bir adım atarak bir takım yaptırım ve ambargoların uygulanacağını açıkladı. Kısacası, İran’ı, bölgede etkisiz hale getirmek için adımlar atmaya başladı. Bu arada medyaya yansımayan ABD, Rusya, İran ve Türkiye arasında bir takım pazarlıkların devam ettiği de biliniyor. Çünkü sahip olduğu güç sebebiyle İsrail için bölgede tehdit oluşturan iki ülkeden birisi de Türkiye. ABD, Türkiye’nin Rusya’dan almak istediği S-400 füzelerinin alımını engellemek için her türlü hamleyi yapıyor. Hatta ortak üretim yaptıkları uçakların Türkiye’ye teslimi S-400’leri almaması şartına bağladıkları haberleri bile medyada yer alıyor. Bu hususta ABD’de bir takım çalışmaların olduğu biliniyor. Kısacası, İran açıktan, Türkiye el altında köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor. ABD’nin Türkiye ve İran’a karşı benzer uygulamaları sahneye sürmekte oluşu ‘ABD, İsrail’in emrinde mi?’ sorusunu akla getiriyor ve bu soruya verilebilecek akla gelen ilk cevap ise, “Evet. Emrinde” oluyor.

Peki, ABD, İsrail karşısında çok güçsüz mü? Bölgedeki çıkarlarını koruyabilmesi için İsrail’in desteğine mi ihtiyacı var? soruları önem kazanıyor. Bu sorulara verilecek cevap ABD’nin çıkarlarını koruyabilmesi için İsrail’in desteğine ihtiyaç duyduğundan çok Siyonistlerin ABD dış politikasındaki etkinliğini akla getiriyor. Siyonistler ABD’nin bölgemizle ilgili dış politikasında öylesine etkililer ki, ABD için bir takım ekonomik çıkarlardan çok İsrail’in güvenliği daha fazla önem arz ediyor. Bu bakımdan bölgemiz söz konusu olduğunda ABD ve İsrail’in aynı noktada buluştuklarını söylemek yanlış olmaz. Bu arada İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, İngiltere ve Rusya arasında imzalanan bir bakıma dünyanın paylaşımını öngören anlaşmaların hâlâ yürürlükte olduğunu unutmamak gerekiyor. Böyle olunca bölgemize yönelik anlaşmaların özellikle Rusya ve ABD tarafından harfiyen uygulandığını söyleyebiliriz. Yani, bölgemizde bu iki ülke arasında zaman zaman çatışma ortamı oluşuyormuş havasının uygulamada şimdiye kadar yeri olmadığı görüldü. Böyle olmasaydı Rusya ile ABD’nin Suriye’de onlarca kez karşı karşıya gelmesi gerekmez miydi? Ama böyle bir şey söz konusu değil. Yıllar önce yaptıkları anlaşma gereği paylarına düşen alanları kontrolleri altına alıp işlerini yürütüyorlar. Kaldı ki, Suriye’ye ilişkin İsrail’in beklentileri konusunda ABD ve Rusya’nın el altından anlaşma sağlandığı da medyaya yansıyor. Kısacası, ABD için İran’da rejim değişikliği ve bunun sonucu olarak İran’ın bölgedeki etkinliğinin kırılması, Türkiye’nin tüm karşı çıkmalarına rağmen bir Suriye’de Kürt devleti kurulması ve ülkemizin buradaki varlığını sonlandırmayı esas alan bir strateji uygulanıyor. Aslında ABD’nin Türkiye’nin S-400 alımını engellemek için bir takım adımlar atmasını Menbiç’e yönelik ABD’nin istediği doğrultuda bir anlaşmaya varılmasını sağlamaya yönelik olduğunu da unutmamak gerekiyor. Böyle olunca da Haçlı-Siyonist ittifakının bölgemize yönelik planlarının boşa çıkartılması için İslam Birliği’nin sağlanması gerekiyor.