ABD İşi İyice Azıttı

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

15 TEMMUZ hain darbe girişimi sırasında, İzmir Diriliş Kilisesi Papazı ABD’li Andrew Craig Brunson da gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. ABD olaydan çok rahatsız oldu. Çünkü Brunson FETÖ sürecinin Türkiye’deki en önemli figürüydü. Defalarca, serbest bırakılıp iade edilmesini istediler. Süreci öylesine tek taraflı işletiyorlardı ki; Brunson’a karşı FETÖ’yü iade etmeyi bile razı değillerdi.

Peki, ABD için Brunson’un varlığı ne ifade ediyordu? Çünkü Brunson, Türkiye’nin manevi direncini kırmak için, Kiliseler Birliği emriyle Dinlerarası Diyalog ve Ilımlı İslam projesini yürütüyordu. Bu proje ABD’nin dünya hâkimiyeti için 2001’de uygulamaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) paralel olarak; aynı zamanda bir ABD projesi haline gelmişti.

ABD’li Papaz Brunson, Türkiye’nin her tarafını saran misyonerlik faaliyetlerine de öncülük ediyordu. Sanat görüntüsü ve çeşitli isimler altında pek çok misyonerlik faaliyetinin başını çekiyordu. Elektronik posta üzerinden insanları tuzağa düşürecek isimlerle siteler kurup Türkiye’de Hıristiyanlığı yayarak emellerine ulaşmaya çalışıyordu. Bu amaçla binlerce kitabı ücretsiz dağıtmıştı.

Tutuklama sürecinde yapılan araştırmalarda, ABD öncülüğünde yapılan bütün misyonerlik faaliyetlerinin başını Brunson’un çektiği ortaya çıktı. ABD’nin Brunson hassasiyetinin sebebi buydu.

Türkiye misyonerlik faaliyetleri ve eğitim yoluyla ABD’nin çarpık inanç ve kültürel ağına düşmemeli; bu konuda çok dikkatli davranmalıdır. Bu alandaki yabancı etkiler Türkiye’nin milli kimliğine zarar vermekte, orijinal yapısını tehdit etmektedir.

ABD HIRÇINLAŞIYOR

GEÇTİĞİMİZ günlerde mahkeme, “sağlık sorunları” gerekçesiyle Brunson’un “ev hapsi”ne alınması kararı verdi. Avukatı, Brunson’un adli kontrol şartları ve yurt dışı yasağının kaldırılarak tahliye edilmesini talep etti. Mahkeme “ev hapsi”nin kaldırılmasını reddetti. Çünkü Brunson FETÖ ve PKK adına suç işleme, casusluk yapma iddiasıyla yargılanıyordu.

Mahkemenin Brunson kararı ABD’yi iyice hırçınlaştırdı. Türkiye’nin Adalet ve İç İşleri Bakanlarına “yaptırım” kararı aldı; ABD’deki mal varlıklarına el koyacağını açıkladı. ABD Türkiye’yi kabile ülkesi mi sanıyor; yoksa “müstemlekesi” mi? Türkiye bağımsız bir ülke. ABD, Türkiye’nin iç işlerine müdahale yetkisini nereden alıyor? Zorbalığının sebebi ne? Bu yapılanın hiçbir hukuk sisteminde yeri yok. Kendisini uluslararası hukukun yerine koyması müstekbirliğinin boyutunu gösteriyor. “Güçlü” olmak, “haklı” olmak değil.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, ABD’nin tavrının Türkiye’yi tehdit anlamına geldiğini, Hükümet’in asla taviz vermemesi gerektiğini anlattı: “Papaz Brunson konusunda Hükümet’in sonuna kadar arkasındayız. Dışarıdan bir müdahale olursa bundan hepimiz zarar görürüz.”

ABD, hâlâ haklılığını savunuyor. Hükümet ise, işi alttan alarak yumuşak bir politika izliyor. Dışişleri Bakanı, “ABD ile yakın çalışma içinde olmak”tan söz ediyor; Hazine ve Maliye Bakanı, “ABD’yle ilişkilerin hiçbir zaman kopmayacağını” anlatıyor; Ticaret Bakanı, “İlişkilerin sağlam bir zeminde süreceğini” belirtiyor.

Türkiye’yi tehdit eden bir zorbaya karşı, bu iyimserliğin hiç de karşılığı yok.

KÜSTAHLIĞA “YAPTIRIM”

DIŞ politikada ilişkiler “mütekabiliyet - karşılıklılık” prensibi üzerinden yürür. ABD kınamaktan, sözden, iyimserlikten anlamaz. “Müttefiklik” anlayışı tek taraflıdır. ABD’nin müttefiklikten anladığı kayıtsız şartsız kendisine köleliktir. ABD’nin “yaptırım” uygulamasına “yaptırım”la karşılık verilmelidir. Mütekabiliyetin, uluslararası hukukun gereği budur.

ABD, bugün için, Türkiye’yi karşısına alarak Ortadoğu’da bir adım bile atamaz. O yüzden BOP hedefine ulaşabilmek için Türkiye’yi teslimiyetçi bir taşeron rolünde görmek istiyor. Türkiye, “devlet” olduğunu göstermek için ABD’nin “yaptırım”larına “yaptırım”la karşılık vermek zorundadır.

ABD “yaptırım” olarak “Türkiye’nin iç işlerine müdahale” kararı almışsa; biz de İncirlik Askeri Üssü, Kürecik Radar Üssü, NATO’dan çıkma, Fulbright Eğitim Anlaşması’nı askıya alma gibi bir yaptırım kartını ileri sürebilmeliyiz. Bu, Türkiye’nin en tabii savunma hakkıdır. ABD ancak yaptırımdan anlar.

Her türlü kirli oyunun içinde olan ABD’nin Türkiye’ye hukuk ve insanlık dersi vermeye kalkışması “küstahlık”tır. Çünkü ABD bu konuda dünyanın en sicili bozuk ülkesidir. Guantanamo, Ebu Gureyb, Vietnam hapishanelerinde yaşananlar ABD’nin yüz karasıdır. Buralarda insanlık dışı, en iğrenç, tüyler ürpertici işkencelerin her çeşidi uygulanmaktadır.

15 Temmuz darbe girişiminin planlanması, hazırlanması ve uygulanmasının her aşamasında ABD’nin parmağı ve desteği vardır. Manevi direncimizin kırılmasının öncülüğünü ise Papaz Brunson yapmıştır.

“ABD’li dostlarımız” benzeri ifadeler gerçekçi değildir. Türkiye, ABD zorbalığına boyun eğmeyecek tarihî bir misyonun sahibidir.