ABD ile Büyük Taarruz!

Abone Ol

KAVRAMLARIN içini herkes kendine göre doldurmaya kalkınca ister istemez aynı kavrama farklı anlamlar yükleniyor. Böyle olunca da aynı dili kullanmamıza rağmen anlaşamıyoruz. Söz gelimi bir hareket birilerine göre anayasal bir görev ve iltifat anlamına geldiği halde bir başkası aynı davranışı hakaret olarak nitelendiriyor. Özellikle siyasilerce kelimeler ve kavramların içinin farklı biçimde doldurulması siyaseti kavga, anlaşmazlık ve karmaşa haline getiriyor. Bu ise siyasete siyaset dışı müdahale ve şekillendirme heveslilerinin işine yarıyor. Başbakan Davutoğlu’nun CHP, MHP ve HDP’li bazı isimlere bakanlık teklifinin ardından siyasilerin yaptığı açıklamalar aynı dili konuşmamız rağmen anlaşamadığımızın en son örneğini oluşturuyor. Önümüzdeki günlerde bu konu üzerinde sanıyorum sıkça durmak zorunda kalacağımız için bu yazımın esas konusunu bir gazetemizin, “TSK ve üsler Büyük Taarruz için hazır” başlığı altında verdiği haber oluşturuyor. Sanıyorum “Büyük Taarruz” başlığını görünce hepinizin aklına Milli Mücadele gelmiştir. Yani, ülkemizin düşmanlardan temizlenmesi ve bağımsızlığımızın ilanına giden yolda verilen mücadele…

Elbette bugün için böyle bir bağımsızlık mücadelesi söz konusu değil. Dileriz bir daha millet olarak öyle bir mücadele vermez zorunda kalmayız. Burada sözü edilen Büyük Taarruz’dan kastedilen, TSK’nın, Ankara ve Washington arasında imzaların atılmasının ardından Eylül’de yapılması planlanan büyük DAEŞ operasyonu için teyakkuza geçmesi imiş. Başlığa ve spotuna bakarsanız TSK hava ve kara birlikleri ile DAEŞ’e karşı topyekûn bir saldırı hazırlığı içinde. Hâlbuki yapılan resmi açıklamalarda Türkiye’nin Suriye’deki terör örgütlerine yönelik bir kara harekâtının içinde olmayacak. Kaldı ki, böyle bir hareketi ABD’de istemez. ABD’nin Suriye’de kara gücü olarak PYD’yi tercih ettiğini bilmeyen yok.

Gerçekten haberdeki gibi TSK, Suriye ve DAEŞ’e yönelik Büyük Taarruz olarak nitelendirilebilecek bir harekâta katılmalı mıdır Bu soruya verilecek cevap çok önemlidir. Çünkü aylardan beri ABD ve koalisyon güçleri Suriye ve Irak’ta DAEŞ’e yönelik yüzlerce defa hava operasyonu düzenlediler. Bu operasyonlardan sonuç alamadılar. Eğer alabilmiş olsalardı İncirlik Üssü’nün açılması ve Türkiye’nin operasyonlara katılması için çaba sarf etmezlerdi. Böyle olunca da ABD ve ortaklarının beceremediğini Türkiye’den mi bekledikleri sorusu akla geliyor. Böyle bir durum söz konusu ise Türkiye böyle bir operasyona neyin karşılığı katılacaktır Tüm bunların topluma izah edilmesi gerekir. Yeni bir seçimin gündeme geldiği sırada Türkiye bir yandan PKK terör örgütüne karşı operasyonları sürdürürken, bir de Suriye’ye yönelik ve sadece ABD’nin istediği hedeflere yönelik bir operasyona dâhil olması ne gibi sonuçlar verebilir Akla pek çok soru geliyor. Tüm bu soruların cevapları tam olarak bilinmeden ABD ile DAEŞ’e yönelik hava operasyonlarında Türkiye’nin de yer almasını Büyük Taarruz olarak nitelendirmek abartmanın ötesinde ne anlama gelir

Seçim sürecine girilmişken herkesin serinkanlı hareket etmesi, aşırılıklardan kaçınması, toplumu dolduruşa getirerek oy toplama hesabına girmemesi gerekir. Hatta İncirlik Üssü’nün kullanıma açılması, Suriye’ye yönelik ortak harekâta katılmanın sonuçları doğru değerlendirilmelidir. Çünkü Suriye’de ABD 4 yılı aşkın bir süreden beri hep Türkiye’nin tekliflerine karşı bir tutum sergiledi. Bundan da Türkiye büyük zarar gördü. Bundan sonra ABD’ye nasıl güvenilecek Sözlerin verilmiş olmasından çok tutulup tutulmayacağı önemlidir.